Browsing "Older Posts"

Gösterilen Kategori " yaşam "

Sende mi Akbank

By Ayrıntı Blog → 12 Haziran 2017 Pazartesi

Geçtiğimiz günlerde Akbank kredi kartımın ekstresini kontrol ederken kullanım ücreti kesildiğini fark ettim. Bu bir kullanıcıdan yılda 1 defaya mahsus bir uygulamadır. Böyle bir durumu fark ettiğimde ben hemen müşteri temsilcisini ararım.

Yine bu şekilde yaptım; çünkü daha öncesinde de 3 defa falan müşteri temsilcisine durumu izah ediyorsunuz ve kesintinin iadesini istiyorsunuz oda kontrol edip paranın kesildiğini ama iadenin ancak öbür aya yapılabileceğini söylüyor ve iade işlemini gerçekleştiriyor.

Yukarıda anlattığım kısım gayet normal görünüyor. Peki ya kesintiyi görmezseniz işte o zaman o yıl belirlenmiş olan tutar sizin kart borcunuza yansıtılıyor ve siz o parayı ödüyorsunuz. Tabi ben hemen bir sevindim 90 tl kesmişler arayım da parayı iade etsinler, kaç yıllık müşterileri idim sonuçta...

Hemen arıyorum...

MT (Müşteri Temsilcisi)
KB (Klasik Ben)

Akbank Müşteri Hizmetleri Numarası  444 2 525

MT: - Merhaba ben Melis size nasıl yardımcı olabilirim.

KB: - Kredi kartı kullanım ücreti kesmişsiniz tarafıma iadesini istiyorum.

MT: -Hemen kontrol ediyorum efendim. Evet kullanım ücreti kesilmiş fakat iade edemiyoruz.

KB: - Anlamadım neden iade edemiyorsunuz... Daha önce defalarca iade aldım. İade alamamamın bir sebebi var mı?

MT: - Bu yıl ekranda iade görünmüyor. Bu yüzden işleminizi yapamıyorum.

KB: Bu uygulamaya bir anlam veremiyorum teşekkür ederim...


Durum tam olarak yukarıda anlattığım gibi... Yıllardır kullandığım kaybolup yeniden çıkartığım en avantajlı taksit seçeneklerine sahip Axess kartım gözümden düştün. Borçlarımı bitirip seneye aynı muamele ile karşılaşırsam kartımı iptal ettirmeyi düşünüyorum ve bende artık söyle diyorum 'Sende mi Akbank."

Gübre Hakkında Temel Bilgiler

By Ayrıntı Blog → 21 Temmuz 2015 Salı
Bitkilerin verimlerini artırmak ve alınan ürünlerin kalitesini yükselmek için toprağa verilen maddelere gübre denir. Gübreler çeşitlidir ve sınıflandırma yapılacaksa söyle bir sınıflandırma mümkündür.

Hayvan Dışkısı (ahır gübresi)
Bitki Artıkları (yeşil gübre ve küspe)
Kimyasal Maddeler (kimyasal gübre)


Bitkiler, yaşama ve gelişmelerini temin eden besinleri, suda erimiş olarak alırlar. Bu alma işlemi kökler yoluyla veya diğer organları yoluyla olabilir. Alınan besin maddeleri ışığın yardımıyla besine çevirilirler (fotosentez). Tarım topraklarının verimi her şeyden önce toprağın yapısına bağlıdır. Toprakların kimyevi, fiziki ve biyolojik yapıları istenilen durumda değilse, verim azalır. Gübereler bitkilerin toprakta yararlanabileceği maddeleri çoğaltmaya, bitkilerin gelişmesi için gerekli olan fakat sularla yıkanan veya akıp giden mineral kaybını karşılamaya, toprakta bulunmayan besin maddelerini temin etmeye yarar. Çok esi dönemlerden beri insanlar organik maddeleri gübre olarak kullanmışlardır. Toprağa verilen organik maddelerin bitkiler tarafından alınabilmesi için tamamen çürümesi gerekir; bu işlem genel itibarı ile çok uzun zaman almaktadır.

Eskiden beri kullanılan başlıca organik gübreler; ahır gübresi, insan gübresi, güvercin gübresi, süprüntü ve çöpler, kurumuş et ve kan, kavrulmuş boynuz, deri kıl, yün, deniz yosunları, fabrika artıkları, çürük meyveler, meyve ve sebze posaları olarak sıralanabilir.

Ahır gübresi ve yeşil gübreler, toprağın bitki ve basin maddeleri bakımından zenginleşmesini sağladıkları gibi, toprak mikro organizmalarının gelişmesine yardımcı olmakta ve bu şekilde toprağın havalanması ve su tutmasına olanak verir. Bu faydalar ise toprağın kolay işlenmesine yardımcı olur.

Toprakta bitkilerin faydalandıkları elzem maddaleri 1. 2. ve 3. derecede lüzumlu maddeler olarak üç grupta toplanabilir. Bitkilerin ise bu besin maddelerine olan ihtiyaçlarının ve kullanım dereceleri ise hemen hemen aynıdır. Bu elementlerin başında azot, fosfor, potasyum, kalsiyum (kireç) magnezyum vs. gelmektedir. Bitkilerin en fazla bu maddelere ihtiyaçları vardır.

Yukarıda saydığımız maddeler genellikle fabrikalar tarafından üretilir ve üreticiler tarafından toprağa verilirler. Bu gübrelere fenni gübre, ticari gübre, suni gübre isimleri verilmektedir. Bu gübreler teker teker ihtiyaç olan bileşik olarak üretilebileceği gibi karıştırılarak ihtiyaca yönelik komplike olarak da üretilebilir.

Herhangi bir toprağa gübre vermek için, toprağın kimyevi analizi yapılmalı ve yetişirilecek ürün dikkate alınmalıdır. Türkiye toprakları yüzyıllardır işlendikleri ve mahsül verdikleri için, özellikele organik maddeler başta olmak üzere azot ve fosfor açısından fakir düşmüşlerdi. Fazla yağış alan yerlerde ise kalsiyuma (kireç) ihtiyaç vardır. Potasyum bakımında topraklarımızın zengin olduğu söylenmektedir. Azot gibi toprakta hızlı eriyen ve bitkiler tarafından kısa zamanda alınabilir hale gelen gübreler, ekimle birlikte veya ekimden sonra bitkiler tarafından alınabilir gübreler ise ekimden bir kaç ay önce verilebilir.

Mantar Hakkında Bilmediklerimiz

By Ayrıntı Blog → 11 Temmuz 2015 Cumartesi
mantarlar
Mantarlar ile ilgili bu yazı sayesinde iyi bildiğimizi sandığımız mantarlar hakkında bir çok bilgiye sahip olacağız. Yazımızın sonuna kadar okuduğunuz taktirde aklınıza takılan bir çok sorunun da cevabını almış olacaksınız.

Mantarlar Bitki midir?

Birçok kişinin bildiğinin aksine mantarlar bitki değildir. Mantarlar kimi yönleriyle bitki özellikleri taşırken bazı özellikler bakımından ise hayvanlara benzemektedir. Bu yüzden mantarlar sınıflandırma olarak ne bitki ne de hayvan sınıfında yer alır. Bu sınıflandırma tam olarak 1950'li yıllardan bu yana yapılmıştır ve kendilerine has bir sınıflandırmaları vardır. 

Ne Kadar Mantar Türü Vardır?

Çok iyi bildiğimiz mantarların o kadar çok fazla türü var ki bilmediklerimizin yanında bildiklerimiz neredeyse bir anlam ifade etmiyor. Dünya genelinde 1 milyondan fazla mantar çeşidinin bulunması ve bunlardan sadece 200 bine yakınının adı konulmuş olması bu durumu kanıtlar nitelikte. 
Ülkemizde ise yaklaşık olarak 12 bin çeşit mantar bulunmaktadır. Bunların yenilebilen türleri bölge ve yörelere göre değişebilmektedir. 

mantar çeşitleri

Bütün Mantarlar Zehirli midir?

Bu sorunun yanıtı hayır olmakla birlikte bazı ilginç bulgularda vardır. Mantar türleri genellikle zehirli ve zehirsiz olarak bilinirler. Tarih boyu insanlar hangi mantarların zehirli hangilerinin ise zehirsiz olacağını keşvetmişlerdir. Fakat bazı türler vardır ki zehirli olmasına karşın yenilebilmektedir (imparator mantarı). Buna karşılık zehirli olmamasına rağmen kesinlikle ve kesinlikle yenilmemesi gereken türlerde bulunmaktadır (Fomitopsis pinicola ve kase mantarı).  

Yukarıdaki sebeplerden dolayı türleri iyi tanımıyorsanız kesinlikle yemenizi tavsiye etmiyoruz. Çok canınız çekiyorsa kültür mantarlarını tercih ediniz.

Mantar Zehirlenmesinin Belirtileri Nelerdir?

Mantar yenildikten sonra zehirli ise bir çok yan etki ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler mantar türlerine göre 2-6 saat gibi sürelerde kendini belli edebilmektedir. Genel olarak sıralayacacak olursak belirtiler aşağıdaki gibidir.

Sersemlik, isteksizlik
Uykuya aşırı yatkınlık (uyku isteği)
Tansiyon düşüklüğü,
Bulanık görme,
Yüz ve boyunda kızarma,
Nabızda artış,
Ağızda metal tadı,
Durduk yere terleme

Bulantı, 
Kusma,
İshal,
Ateş,
Nabız artışı,
Karın ağrısı


Mantar Zehirlenmesi ve Ölüm

Zehirli mantarların etkisi genellikle daha sonra ortaya çıkmaktadır. Eğer alerjik bir durum yoksa insanlar zehirlenmeye bağlı olarak 1-2 gün ölmeden yaşayabiliyor. Genel olarak ise mantar zehirlenmesinden ölümler 5-7 gün arasında gerçekleşmektedir. Vücudunuzda beklenmedik etkiler görüyorsanız hemen doktora başvurunuz. 

Mantar İle İlgili Yanlış İnançlar

- Mantar yoğurt ile beraber yenirse zehirlenme olmaz
- Pişirilirse mantarın zehri kaybolur.
- Tuzlu ve sirkeli suda kaynatılırsa mantarın zehri alınmış olur.
-  Kurutulmuş mantar insanı zehirlemez.
- Çayır ve çimen üzerinde yetişen mantar zehirli olmaz.
- Üzerinde böcek bulunan mantar zehirli değildir.
- Ağaçlarda yetişen mantarlar zehirli olmaz.
- Zehirli mantar gümüş kaşığı siyahlaştırır.

Ateşböceği Nasıl Işık Saçar?

By Ayrıntı Blog → 5 Temmuz 2015 Pazar
Ateşböceği, Coleoptera (kınkanatlılar) takımının Lampyridea (ateşböceğigiller) familyasında, ışık saçan gece böceklerinin ortak adıdır. Tropik ve ılıman bölgelerde yaşayan 1900 kadar türünün olduğu sanılmaktadır. Gerçek ateşböceklerinin aksine uzun süreli ışık saçan kandilböceklerine de bazen ateşböceği denildiği olur. Ateşböcekleri kısa süreli ve kesik kesik ışık saçan bir tür olarak ayırt edilmektedir. Lampyridea familyasının en iyi biline türü Avrasya ateşböcekleridir (Lampyris noctiluca). Bu türün erkeği kanatlı ve iri petek gözlüdür, dişinin kanatları yoktur ve petek gözleri ise daha küçüktür.


Gerçek ateşböcekleri, uzunlukları 5-25 mm arasında değişen ve karınlarının son bölütlerinde özel ışık organları bulunan yumuşak gövdeli kınkanatlılardır. Yassı, koyu kahverengi ya da siyah renkli gövdeleririnde genellikle yer yer turuncu yada sarı lekeler bulunur. Bazı türlerin yalnız erkeği uçucudur, uzun ve yassı larvaları andırır ve dişleri ise kanatsızdır. Buna karşılık bazı türlerde hem erkek, hem dişi ateşböceği kanatlı ve ışık saçmaktadır. Ateşböceklerinin yetişkinleri çiçek tozu ve balözüyle beslenir. Bazı türlerin larvaları kurtçuklar, salyangoz ve sümüklü böceklerle beslenir. Avların vücuduna sindirimi kolaylaştırıcı bir sıvı salgılarlar ve bu sayede onları içlerine çekerler. Bazı türlerde larva döneminde bile ışık saçtıkları görülmektedir. 

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere ateş böcekleri genellikle kısa aralıklarla yanıp sönen bir ışık saçarlar, bu ışığın yanıp sönme ritmi erke ile dişinin buluşmasını sağlayan bir tür işaret sistemidir ve diğer ışık saçan böceklerden ayırt edici bir özelliktir. Bazı araştırmacılar bu parıltının bir saldırgana ateşböceğinin acımsı tadını hatırlattığını için bir tür savunma mekanizması olarak işlevi olduğunu da söylemektedirler. Bu savunma sistemlerine karşın bir çok kurbanın hedefi olmaktan da kurtulamazlar. 

Ateşböcekleri nasıl ışık saçar?

Ateşböcekleri yanlızca tayfın görülebilir bölgesinde ışık yayarlar ve bu ışık çok sayıda hava borusuyla donatılmış, fotosit denen özel hücrelerin içinde sinir sisteminin denetimi altında oluşur.

Peygamberler ve Vasıfları

By Ayrıntı Blog → 21 Ocak 2015 Çarşamba
peygamberler ve vasıfları
Son zamanlarda meydana gelen İslamafobi ve dünya üzerinde tartışılan düşünce özgürlüğü gibi kavramlar tartışıla dursun, gördüğüm kadarı ile ortada ne özgürlük anlayışı var ne de bu kavramlar evrensel. Herkes kendi inanç, yaşam ve çıkarına göre bu değer yargılarını kullanmakta. Bu tartışmalara çokta dahil olmak istemiyorum. Yukarıda belirttiğim gibi evrensel bir ahlakın, inancın ve ayrımcılığın olmadığı bir dünya yoksa bu tartışmalar da geçerliğini yitirmiştir. Geçerliliğini yitirmiş bir şeyi tartışmak anlamsız olacaktır.

16.01.2015 tarihli Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığınca yayınlanan hutbede peygamberlere ait vasıflar o kadar güzel dile getirilmiş ki bunu Cumaya gidemeyenler için paylaşmak istedim. İslam dini Hak din peygamberlerinin hiç birini inkar etmemiştir. Bir dinin lideri olarak peygamberler örnek vasıflara sahip kişilerdi. İçinde bulundukları toplum ve döneme göre ise bazı özellikleri ön plana çıkmıştır. İşte Diyanetin hutbesinden o paragraf:

Âdem insanlığın atası, İdris ilâhî hikmetin babası,
Nuh zanaatın / tekniğin simgesi,
 İbrahim akıl devriminin mimarı,
Lut ahlâk savunucusu,
Yakup sabrın ve şefkatin sembolü,
Yusuf vefanın ve asaletin adı,
Musa hukukun, özgürlük savaşının ve ahdin timsali,
İsa sevginin, rahmetin ve bağışlamanın adresi.
Muhammed Mustafa (s.a.s.) ise aklın, ilmin, ahlâkın, sabır ve vefanın, güçlüyken müşfik olmanın, haklıyken özveride bulunmanın, haksızlığa karşı en gür sesin, aklın ve imanın önündeki en büyük engel olan batıl inanç, bilgisizlik ve kör inada karşı yüreğini ortaya koymanın adıdır.

Görüldüğü gibi her peygamber belirli vasıflarla anılmıştır. Onlara hakaretler yüklemek yerine neden onları iyi vasıflarla anmayız ki. Sıradan bir insan olsa bile her zaman demez miyiz. Ölmüşün arkasından kötü konuşulmaz. O halde neden insanların kutsalları inançları üzerinden tartışmalar, ölümler olur.

Dünyanın en önemli silahı atom bombası olarak bilinir. Bana kalırsa dünyanın en büyük silahı inançtır. Atom bombasını yapanda da bir inançtı. Atomun parçalanabileceğine inanan insanın inancıydı. Charlie Hebdo saldırısında tetiği çekende, çektiren de, insanları kışkırtan da inançlardı. İnsan ve inançları işte bu denli büyük bir etkiye sahipken inançlarınızın birilerinin silahı olması dileği ile.


Dengeli Beslenme

By Ayrıntı Blog → 10 Ocak 2015 Cumartesi
düzenli ve dengeli beslenme
Bu makalemde son yılların tartışılan ve yanlış anlaşılan kavramlarından biri olan dengeli beslenme kavramı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Bu yazımı oluşturmaya karar vermemin sebebi mail adresime gelen bir bilgilendirme ve aynı zamanda reklam olan bir video ile ilgili. Videoda bir çok yerde geçen dengeli beslenme kavramı acaba ne kadar doğru anlaşılıyor.  Bunu irdelemek ve bilgi vermek istiyorum.

Doğal olarak şu soruyu sormanızı bekliyorum. "Be adam sen beslenme uzmanı mısın?"
Cevap olarak şunu söyleyebilirim ki hayır değilim ama bu konuda kimsenin sağlığına zarar vermeyecek bilgilileri verebilecek eğitim düzeyine sahibim. Üniversite yıllarında almış olduğum sağlık bilgisi, anatomi ve sporcu beslenmesi gibi dersler haricinde bu konuda kendimi geliştirdiğimi söylemek yanlış olmaz bu yüzden içiniz ferah olsun.

Anlatıma geçmeden önce bazı kavramaları açıklamak istiyorum ve bu kavramları mümkün olduğunca örneklerle ile açıklayıp sıkıcı terimlere yer vermemeyi düşünüyorum haydi başlayalım.

Beslenme Nedir? Birçoğumuzun yaptığı yada bildiği gibi, acıkmak açlığı gidermek, karın doyurmak yada bir şeyler yiyip içmek demek değilidir.

Tam olarak tanımlayacak olarsak beslenme yaşamı devam ettirebilmek, sağlığımızı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitemizi yükseltebilmek için vücudumuzun gereksinimi olan besin maddelerini yeterli miktarda ve uygun zamanlarda almak olarak tanımlanabilir. Temel besin öğeleri
Kadbon hidratlar, yağlar, proteinler, Su, vitamin ve minerallerdir. (bazı kaynaklar besin öğesi olarak posayı da saymaktadır).

İste yukarıda bahsettiğimiz besin öğelerini vücudun ihtiyaçları oranında karşılamamız gerekmektedir. İnsanlar bu kaynakları kendi vücutlarında üretemediklerinden dışarıya bağımlıdırlar ve besin yoluyla almak zorundadır.

Dengeli beslenme kavramı bu maddelerin vücudumuza yeteri oranda alınmasıdır. Bunu basit bir örnekle açıklamak istiyorum. Otomobil örneği ile daha net anlaşılacağını düşünüyorum. Bayanlar alınmasınlar günümüzde bir çok bayanda artık araç kullanmaktadır. Örnek bu yüzden onlarında anlayabileceği türden.

Bir arabamız var ve bu arabamızı hareket ettirebilmek için yakıt almak zorundayız. Peki biz sadece bu arabaya benzin koyarak bu arabanın her amacı yerine getirmesini sağlayabilir miyiz? Mesela sadece benzin alarak fren hidroliği koymasak fren tutar mı? Yada cam sileceklerimiz için çam suyu değilde benzin koysak? Başka bir soru sorayım acaba akünün içinde benzin koysak. Ya da benzin aldık ya on bin bakımında neden arabaya yağ değişimi yapıyoruz? Yapmazsak bu araba bizi bir gün yarı yolda bırakacaktır.

Yukarıda verdiğim örnekler tamamen insan içinde geçerlidir. Günde 3 öğün sadece ekmekle yiyen bir insan arabamız gibi bizi bir gün yarı yolda bırakacaktır. Ve sağlık sorunlarıyla yüz yüze gelmemiz kaçınılmazdır.

Besin öğelerinin vücuda gereğinden az alınması yetersiz beslenme olarak ifade edilebilir. Besin öğelerinin vücuda gereğinden faza alınması ise dengesiz beslenme olarak ifade edilebilir. Bu ikisinin arasındaki ideal oranı yakalamak ise dengeli beslenmedir.

Kilo alma ile ilgi sorunlarınız varsa >>>> Neden Kilo Alınır? <<<< ilgili makaleme buradan ulaşabilirsiniz.


Albert Einstein Kimdir

By Ayrıntı Blog → 26 Aralık 2014 Cuma
albert anştaynYahudi asıllı alman fizikçidir. Almanya’nın Ulm şehrinde doğmuştur. Öğrenime Münih’te başladı, liseyi İsviçre’de tamamladı. Zürih politeknik okuluna devam etti. Devrinde ortaya atılmaya başlayan fizik problemleri üzerine eğildi. Atomun yapısıyla, Plank tarafından ortaya atılan Kuantum Teorisi ile ilgilendi. Avagadro sayısının tam değerini hesapladı.

Kuantum teorisini uşuğa uyguladı, fotonlar veya ışık tanecikleri hipotezini ortaya koydu. Böylece fotoelektrik olayını açıkladı ve kanunlarının buldu. Zürih Üniversitesinde öğretim görevlisi oldu. Berlin’de Kai
ser Wilhelm Enstitüsünde profesörlük yaptı. 1921 Nobel fizik ödülünü aldı. 1933 yılına kadar Berlin’de yaşadı. Nasyonal Sosyalist Partinin (Hitlerin) iktidara gelmesiyle bu hareketi tasvip etmediği için Almanya’dan ayrıldı. Sırasıyla Fransa, Belçika, İngiltere’de dersler verdi ve sonrasında Amerika’ya geçti. Ölünceye kadar da A.B.D de yaşadı. Matematik ve fizik alanlarında çokça araştırmalar yaptı.

Albet Einstein asıl şöhretini zaman ve uzay hakkındaki izafiyet teorisiyle sağladı.
 Bu teori üç bölüme ayrılır.
1-      Nevton mekaniğinin kanunlarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu ifade eden sınırlı izafiyet teorisidir (görelik veya görecelik). Bu teorinin denklemi ise E=MC2 (E=MC Kare) dünyaca üne kavuşmuştur.
2-      Eğrisel ve sonlu kabul edilen kainata ait çekim teorisini ifade eden genel izafiyet teorisidir.

3-      Elektro-manyetizma ve yer çekimini aynı alanda birleştiren bir teori denemesidir. Bu teorilerin gerçekliği atom fiziği ve astroni alanında yapılan deneylerle ispatlanmaya çalışılmıştır.

Altıncı His Nedir?

By Ayrıntı Blog → 2 Aralık 2014 Salı
altıncı his
Altıncı his nedir, her zaman merak etmişimdir. Gerçekten de altıncı his diye bir şey var mıdır? 5 duyu organımızın yani işitme, görme, koklama, tat alma ve dokunma dışında dış dünyayı ve çevremizdeki her şeyi kavrama adına bizlerin yardımcısı olan bir duyu, 6. bir his gerçekten de var mı? Bu konuda kesin bir şey söylemekte zorlanıyoruz ama yaptığım araştırmalar sonucu 6. his konusunda aşağıdaki bilgilere ulaştım. Makalemizi okuyarak bu konuda az da olsa bilgi sahibi olacağınızı düşünüyorum.

Altıncı his için önsezi de denilebilir. Eskiden kullanılan hissikablevuku da aynı anlama gelir. Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını biliverme, içe doğma demektir. Duyularla kavranan bilginin tam tersi olduğu ve dolayısıyla duyular üstü olanın duyusu anlamına geldiği için beş duyunun yetmezliği karşısında bir altıncı duyudan söz edildiği de olur. Konuşma dilinde bir işin ileride nasıl olacağını sezip ona göre davranma demek olarak basiret ya da öngörü olarak dile getirilen şeyden farklıdır. Bununla beraber gelecekteki olayları önceden sezinleme, kestirme veya tahmin etme altıncı duyumuz ile çok defa birbirine çalıştırıldığı olur. Altıncı duyu ile elde edilen bilgilerin bir tesadüfle mi yoksa ruh aleminde bazı gizli kuvvetlerin tesirleri ile mi olduğu psikolojinin araştırma alanına girmektedir.

Örnek verecek olursak mesela bilet aldığı halde otobüse binmekten vazgeçen bir kimsenin bir kaza sonucu hayatını kaybeden otobüs yolcuları arasında bulunmaması veya imtihanda ki sorulara göre sanki onları biliyormuşcasına çalışan bir öğrencinin tam başarı sağlaması bir bakıma altıncı hissin bilgileri arasında değerlendirilebilir.

Altıncı his ruhun özünü teşkil eden bir çeşit manevi enerjidir. Bu tür duygu akıl dışı görülmekle beraber şairlerin kavrayışı gibi insanı doğrudan gerçekliği yakalanmaya derinden görmeye götürür.