Browsing "Older Posts"

Gösterilen Kategori " sağlık "

Öksürük İçin Evde Ne Yapılır

By Ayrıntı Blog → 2 Mart 2018 Cuma

Öksürük İçin Evde Ne Yapılabilir?


Öksürük için evde alınabilecek tedbirler şunlardır. Öncelikle bol ılık su içilmesi gerekir öksürük etkilerinin yumuşamasını sağlayan en iyi ve basit tedavi yöntemi bol su içilmektir. Ancak soğuk yada sıcak değil ılık su içilmesi özellikle unutulmamalıdır. Günlük en az 2 litre içilmeli hatta içilebiliyorsa daha fazla ılık su önerilmektedir. Öksürük özellikle gece artış gösteriyorsa ve özellikle ilk yattığımızda geniz akıntısına bağlı olarak artış oluyorsa yatak başı yükseltilmeli gerekirse çift yastıkla yatılmalıdır.
öksürük için ne yapmalı

Öksüren kişi sigara içiyorsa bu dönemde bırakması bırakamıyorsa azaltması tavsiye edilir. Kendisi içmiyorsa da yanında içermemesi ve bu dönemde her türlü keskin kokudan uzak kalması uygun olacaktır. Öksürük nöbetlerini tetikleyen başka bir konuda  ağır efordur. Öksürüğü olan hasta ağır eforda kaçınmalıdır. Öksürüğün nedeni reflü ise buna yönelik tedbirler alınmalı tanı daha önceden konulmuşsa tedavi doktor gözetiminde gözden geçirilmelidir.

Öksürük üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında iki haftayı geçiyorsa veya artıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Öksürük kesici ilaçların kendi başına hasta tarafından kullanılması kesinlikle uygun değildir. Mutlaka Hekim gözetimi altında kullanılmalıdır kaldı ki günümüzde öksürük kesici ilaç kullanım alanları çok kısıtlı olup, öksürüğü kesmekten çok nedene yönelik tedavi uygulanması tercih edilmektedir.

Öksürük Nasıl Tedavi Edilir?

Öksürük tedavisi hastaya bağıl özel durumlara göre değişmektedir. Doğru teşhis ve tedavi uygulanırsa öksürük kolayca geçer.

Astıma bağlı gıcık tarzı öksürük söz konusuysa sıkça başvurulan antibiyotikler ve öksürük şurupları kullanmak yararsızdır. Yapılması gereken göğüs hastalıkları uzmanı bir hekimin önerileri doğrultusunda astımın düzeyine göre tedavisini düzenleyip tedbir alınmasıdır.

Reflüye bağlı bir öksürük varlığında hasta Gastroenteroloji yönlendirilmeli ve gerekli görülen tetkiklerin ardından tedavi edilmeli ve takip konunun uzmanı doktor tarafından uygulanmalıdır. Bu tarz öksürük tedavsinde hastanın beslenme konusunda bilgilendirilmesi önemlidir.

Öksürüğe yol açabilecek diğer bir sebebi de tansiyon ilaçları olabilir. Bu gibi durumlarda hastanın ilacı değiştirilmesi öksürüğün kesilmesinde etkili olmaktadır. Ancak bazen tedavinin kesilmesinden 3 ay sonrasına kadar tansiyon ilacına bağlı öksürükler uzayabilir, bu konuda hasta bilgilendirilmeli ve endişelenmemesi sağlanmalıdır.

Akciğerlerde esnemesine bağlı öksürüklerde, kayıpla giden durumda ise göğüs hastalıkları ekibinin takibinde gerekli tedavi uygulanmalıdır.

Aynı şekilde geniz akıntısına bağlı öksürük alerjisi açısından nedene yönelik tedavi kemik eğriliği gibi cerrahi gerektiren bir durumun varlığında kulak burun boğaz müdahalesiyle cerrahi tedavi planlaması uygun olacaktır.

Yukarıda bahsedilen bütün hastaya ait değerlendirmelerde bir sorun görünmemesine rağmen öksürük devam ediyorsa, hastanın öksürüğü psişik olarak değerlendirilebilir. Hastanın psikiyatri bölümüne sevk edilmesi düşünülmelidir.

Uykudan Dinlenmeden Uyanma Sorunu ve Çözüm Yolları

By Ayrıntı Blog → 1 Şubat 2018 Perşembe
Merhabalar bu yazıyı okuyorsanız sizlerde muhtemelen benim gibi sabah kalktığınızda dinlenmemiş olarak uyanıyorsunuz demektir. Çoğu zaman günde ister 4 saat uyuyayım ister 10 saat, sabah kalktığımda kendimi uykuyu almış ve dinlenmiş hissedemiyorum.

karaciğer kürü

Bu durumun yoğun iş yükü, stres, artan kilolar ve az spor yapmakla alakalı olduğunu düşünüyordum. Ek işimi sağlık gelirden önemli diyerek bıraktım. Sağlıklı beslenme ve uyku düzenimi ayarladım. Sigara ve alkol zaten kullanmıyorum, kiloma dikkat ediyorum. Tüm bunlara rağmen neden hala sabahları yorgun olarak kalkıyordum.

Doktora gittiğimde bu rahatsızlığın belirtileri ve test sonuçlarına göre B12 vitamin eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Vitamin ilaçlarını aldım, kullandım. Diyetime meyve, sebze ve balık ekledim. Bir miktar düzelme oldu fakat sürekli aynı yemekleri yemeyeceğime göre belli bir zaman sonra başladığım noktaya geri döndüm.

Geçen günlerde tv kanallarında gezerken Prof. Dr İbrahim SARAÇOĞLU'nun katıldığı bir programda bir kız çocuğu "ne kadar uyusam da yorgunluk hissediyorum hocam ne önerirsiniz" deyince kumandayı yavaşça bıraktım. Çünkü kızımız tıpkı benim uzun zamandır şikayetçi olduğum durumdan bahsediyordu.

İbrahim Saraçoğlu bu durumun karaciğer yağlanması ile ilgili bir problem olabileceği bunun ise doğal bir kür sayesinde tedavi edilebileceğini söyledi. Ben normalde bu tarz şeylere çok inanmam ama konuşmanın devamı benim Karaciğer Yağlanması Kürü'nü denemeye ikna etti.

Saraçoğlu "Öncelikli olarak doktora gidip, karaciğer enzimlerinizi kontrol ettirin. Değerleriniz normal değerler içinde görünüyor olsa bile değerlerinizden biri diğerinden yüksekse bu karaciğer yağlanmasının işaretidir." demişti. Evet durum tam olarak bu şekilde, benim değerlerim normal seviye aralıklarında ama birbirinden yüksekti.

Sonuç olarak uzun zamandır uykudan dinlenmeden kalkıyorum. Saraçoğlu'nun kürünü deneyeceğim ve sonuçlarını burada paylaşacağım. Bugün pazardan gerekli malzemeleri aldım basit ve ucuz bir yöntem.

Karaciğer Yağlanmasına Karşı Kür Tarifi

Malzemeler:

15 - 20 Dal maydanoz (sapları ile birlikte kullanılacak ve ince köy maydanozu olacak)
1 Adet taze limon (sıkıldığında en az 2 yemek kaşığı limon suyu çıkacak)
1 Bardak su

Hazırlanışı ve Kulanım Şekli

Tüm malzemeleri bir bilendıra koyup su yeşil kıvam alacak şekilde iyice karıştırıyoruz. Elde ettiğimiz suyu süzüp 15 gün boyunca aç karnına içeceğiz.

karaciğer kürü

Yukarı da bahsettiğim gibi ben bu tarz şeylere pek inanmam ama deneyeceğim ve sonuçlarını bu yazı altında paylaşacağım.

Zayıflamak İstiyorum

By Ayrıntı Blog → 14 Nisan 2017 Cuma
Konunun başlığı birçoğumuzun kendi kendine söylediği bir sözdür. Evet ben de bu sıralar kendime bu sözü çok söylüyorum. Hatırladığım en ideal ağırlığım 78 kg civarındaydı... Geçirdiğim birkaç rahatsızlık sonrasında 3 yıl sonra şu anki kilom 104 kg.

Bu kiloya ulaşmamda bir maç sırasında yaşadığım çapraz bağ yaralanması ve spordan uzaklaşmam ve yüz felci sonrası kullanmış olduğum kortizonun büyük bir etkisi oldu. Rahatsızlıkları atlatmam sonrası dizimdeki problem için doktora gittiğimde zayıflamam gerektiğini dizim üzerindeki yükün ancak bu şekilde azalacağını söylemesi de cabası...

Şişmanlığın zararlarını saymakla bitiremeyiz benim için bu durumun çekilmez bir hal alması uykumda horlayan biri var diyerek uyanmam ile tavan yaptı. Çünkü horlayan kişi benden başkası değildi. Yukarıdaki gibi saydığım sebeplerden ötürü zayıflamak istiyorum 2 hafta öncesinden sıkı bir diyet yapmaya başladım ve zayıflama sürecimi de burada paylaşacağım.

Diyetimde ne var onuda söyleyeyim her şey var. Yani yemeklerimden şunu yemeliyim bunu yememeliyim diye bir ayrımım yok her şeyi yiyorum. Bu nasıl bir diyet o zaman dediğinizi duyar gibiyim.

Stratejimi anlatayım.

Porsiyon azaltma (Günlük ekmek, yemek vb calori veren yiyeceklerin miktarını azaltma)
Su alımını artırma günlük en az 3 lt.
Egzersiz, kendime uygun (sakatlıklar vb yüzünden) 30 dk üzerinde yürüşler, aç karnına sabah ve yatmadan önce gece direnç egzersizleri (plates vb)
Sabah ve Akşam koordinasyon hareketi 25 set.

Dediğim gibi zayıflamak istiyorum ve bunu başaracağım, başlamak bitirmenin yarısıdır. Hedefim 80 kg bu kilolar günlük yaşamını olumsuz etkiliyor bundan kurtulacağım.


Güncelleme 1:

Bugün 1 Mayıs 2017 ve bu yazıyı oluşturup yazıyı oluşturmamın ve zayıflama serüvenimin üzerinden 15 gün geçti. An itibarı ile 4 kilo vermiş durumdayım. 90 Kg kadar çok olacağını düşünüyorum. Eskisi kadar açlık çekmiyorum ve alışıyorum yine buradan süreci yazacağım. İrade...


Güncelleme 2: Bugün 03.06.2017 ayrıca Ramazanın 8. Günü... Diyet ve egzersiz planlarım 8 gündür sekteye uğradı. Gerek Ramazan ayında oruç tutmamın gerekse kolumda meydana gelen sakatlığın bunda etkisi var. Ama her şeye rağmen egzersiz yapamıyorsam kalori alımını düşürmek gerekir. Normalde ben ramazan aylarını hep kilo artışı ile tamamladım. Bu sefer öyle olmayacak hem sahurda hem de iftarda eskiye nazaran çok az yiyorum. Özellikle ekmek alımım günük 3-4 dilim seviyelerine düştü. Ramazan bitene kadar ki hedefim kilo veremiyorsan, Kilo Alama...

Havuç ve Havuç Suyunun Faydaları

By Ayrıntı Blog → 27 Şubat 2017 Pazartesi
Birçoğumuz küçüklüğümüzden beri havucu severek yeriz. Özellikle son dönemlerden anneler tarafından popüler hale gelen bir başka durum da çocuklara havuç suyu içermektir. Peki gerçekten de havuç suyu çocuklar veya yetişkinler için ne kadar faydalı. Bu yazımızda havuç ve havuç suyunun faydalarını anlatmaya çalışacağız.

Muhtemelen eski dönemlerde yaşayan şifacılar, bu tedavi edici besini ilk keşfedenlerdendi. Eski Yunanlılar havucu tam milattan önce 1500 yıllardan beri kullanmaktaydılar. Yunanlılar havucun mükemmel temizleyici olduğunu keşfetmiş ve bunun suyunu içmeye kendilerini alıştırmışlardır. Özellikle kabızlık çekenlere bu bitkinin iyi geldiğini keşfetmişlerdi. Havuçtan başka bir sebzede bu denli çok beta-karoten bulunmamaktadır. Bu etken madde vücudumuza alındığında direkt olarak A vitaminine dönüşür. Vücutta birçok yerde kullanılan bu A vitamini gözler, bağışıklık sistemi, kemikler ve dişler için oldukça önemlidir. Tiroit bezinde oluşan problemlerın giderilmesinde de süper bir tesir sağlar. Bildiğimiz kadarı ile A vitaminin saçlar, tırnaklar ve cild içinde oldukça önemlidir. Bununla birlikte bu vitamin karaciğer ver çevresinde oluşan yağlardan büyük oranda korumak içinde kullanılmaktadır. Tek yapmamız gereken karaciğer sağlığımız için düzenli olarak havuç suyu içmektir.

Havuç, A vitaminin yanında bir sürü yararlı vitamin ve besin maddelerini de bünyesinde bulunmaktadır. Bunlar; B vitamini, C vitamini, D vitamini, E vitamini ve K vitamini, aynı zamanda protein, sodyum, manganez, potasyum, çinko, fosfor gibi vitamin ve mineral maddeleridir. Havuç vücudumuzda oluşan kolestrol seviyesinin normallere inmesinde, kasılmaların rahatlatılmasında ve kan damarlarının daha güçlü olmasında büyük ölçüde yarar sağlar. Havuç suyu bu tarz şeylerin yanında iltihaplanmayı engeller. Kansere yol açacak olan bir çok zararlı şeylerin vücudumuzdan atılmasını kolaylaştırır. Yaşlanmayı geciktirir. Yapısında bulunan karoten hücrelerin deforme ve çürüme durumlarında iyileşmesini sağlayan en önemli maddedir ve bu madde yardımıyla hücreler kendini kolay yeniler ve böylelikle yaşlanma geciktirilmiş olur.

Havucun bir de anti-bakteriyel ve anti-sektik özelikleri bulunmaktadır. Bundan dolayı dolayı yaralanma ve böcek ısırıkları gii şeyleri havuç ile tedavisi daha kolaydır. Ağrı durumları varsa sizi rahatlatmada ve şişkinliğinizi önlemede birebirdir. İçilen bu havuç suyu hem de bizi stresten alıkoyar ve sindirimimizin daha etken çalışmasını sağlar. Havuç suyu tek başına içildiğinde etkisi çoktur sadece bir çok sebze ve meyve suyu ile beraber içildiğinde etkilerinin daha çok kuvvetleneceği bilimsel olarak bulunmuş ve bilim adamları tarafından önerilmektedir. Örnek verirsek eğer havuç suyuna eklenen ıspanak suyu bizim zihinsel olarak ferahlamamıza büyük ölçüde katkı sağlar. Meydana getirilen bu karışım uyku problemi çeken dostlarca içilmesinde fayda vardır çünkü bu karışım uyku probleminin giderilmesinde büyük tesiri vardır. Eğer havuç suyunu pancar ve dutsu meyvelerle karıştırırsak eğer süper bir tonik olup C vitamini ihtiyacımızı tamamen karşılamaktadır.

Giriş cümlemizde bahsettiğimiz annelerin popüler besini haline gelen havuç suyunun anne ve çocuklar üzerindeki etkilerine gelecek olursak; havuç suyu hamile kadınlara ve ufak yaştaki çocuklara büyük yarar sağlar. Yapısındaki A ve E vitamini anne karnındaki çocuğun gelişimi için çok önemlidir. Yapısında naturel bir şeker olduğu için çocuklar bunu içmekten büyük zevk alır. Birde havuç suyunun içine, portakal suyu ile misket limonu da eklediğinizde ise her besin ve vitaminde kafi şekilde alıp güne zinde adım atmaya yardımcı olur. Bununla birlikte iştahları da açılır ve nezle grip gibi hastalıklara karşıda bağışıklık kazanır.

Gördüğümüz gibi havuç veya havuç suyunun birçok faydası bulunmaktadır. İçerek veya direk tüketmek ve faydalarından yaralanmak sizin elinizde...

Elmanın Faydaları

By Ayrıntı Blog → 16 Şubat 2017 Perşembe
elmanın yararları
Mis gibi benzersiz kokusuyla ve tatlısıyla, ekşisiyle benim favori meyvelerimden biri olan elma ihtiva ettiği vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sayesinde “mucize besinler” arasında gösterilmektedir. Sadece elma direk tüketim dışında sirkesi de mucizevidir.
 Birçok ülkeye göre şanslı sayılırız çünkü Türkiye dünya genelinde elma üretimde Çin ve ABD’den sonrasında 3. Sırada geliyor ve bu sayede ülkemizde yetişmeyen meyvelere bakılırsa nispeten daha ucuza satın alabiliyoruz.

Aralarında kayısı, erik, kiraz, şeftali, armut, ahududu gibi oldukça popüler meyvelerin bulunduğu “gülgiller” ailesinden olan elmanın sağlığa faydaları ile ilgili meydana getirilen çalışmalar, kalp ve damar sağlığının korumasından güçlü bir bağışıklık sistemine kadar birçok noktada etkili bir gıda olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yazıda “elma şuna iyi gelir” gibi benzer biçimde kısa bilgiler yerine bilimsel araştırma neticelerine dayanan faydalarına yer vermeye çalışacağım.
Yazının sonucunda ise fazla elma tüketiminin ne şeklinde sorunlara yol açabileceği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.

Beyin ve Sinir Sistemi

Nörotoksin isminde olan, doğal ve suni olarak bulunabilen toksinlere maruz kaldığımızda sinir sistemi fonksiyonlarında anormallikler oluşur. Bunun nedeni sinir dokusunun bu toksinler nedeniyle zarar görmesidir ve bu duruma “nörotoksisite” adı verilir.

“Ben bu toksinlerle temas etmiyorum” diye düşünebilirsiniz sadece kemoterapi, radyoterapi, bazı ilaçlar, besin kimyasalları, ziraat ilaçları ve bazı kozmetik ürünler bu nörotoksinlerden ihtiva eder ve farkında olmadan bu toksinlere maruz kalabilirsiniz.

Ayrıca nörotoksisite bir tek dışarından vücuda giren maddeler nedeniyle değil aşırı stres yüzünden artan özgür radikaller nedeniyle de oluşabilmektedir. “Oksidatif stres” denen bu vaziyet beyin hücrelerinde hasara yol açabilmektedir.

Nörotoksinlerin sinir sistemi üzerindeki etkileri ne kadar süreyle ve ne oranda maruz kalındığına bağlı olarak değişmekle beraber baş ağrısı, bilişsel fonksiyonlarda zayıflama, sanrılar, hafıza zayıflaması gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Bu alanda yapılan çalışmalar elmanın, muz ve portakalla beraber nörotoksinlere karşı hücre yapısını koruduğunu ve strese bağlı hücre hasarını önlediğini ortaya koymaktadır.

Aynı araştırmalara göre elma ve öteki meyvelerin düzenli tüketimini sinir dokusunun bozulumu ile ilgili Alzheimer, Parkinson benzer biçimde hastalıkların görülme riskini düşürmektedir.

Parkinson Hastalığı ve Belirtileri

By Ayrıntı Blog → 10 Şubat 2017 Cuma
Parkinson Nedir?
Parkinson hastalığı hareket sistemini olumsuz yönde etkileyen bir tür hastalıktır. Beyin kaynaklı olan bu hastalık zamanla beyin fonksiyonlarının da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Örnek vermek gerekirse hatırlama ve öğrenme zorluğu en belirgin örnek olarak verilebilmektedir.
parkinson

Parkinson Hastalığının Belirtileri:  İlk dönemlerinde belirtileri azdır ve kendini çok hissettirmez. Belirtiler ilerledikçe günlük yaşamsal faaliyetleri de etkilemeye başlar. Hastalık en şiddetli dönelerinde tam etkilerini göstermeye başlar ve hastaların bu dönemde daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.

İlk evredeki etkileri titreme, vücutta kasılma ve katılaşma, hareketlerde yavaşlama, denge bozuklukları veya yürüme zorlukları görülür.

Son safa etkileri halüsinasyonlar görmeye başlama, belirgin düzeyde hafıza kaybı, depresyon belirtileri, endişe ve ilgide aşırı azalma olarak görülür.

Hastalığın ileri safhasında birinci evredeki belirtilerde görülebilir, ayrıca hastalık görme, uyuma gibi fonksiyon bozukluklarına da sebep olabilmektedir.

Parkinson Nasıl Tedavi Edilir?
Üzülerek belirtiyorum ki parkinson hastalığının günümüzde tam olarak tedavisi bulunmamaktadır. Hastalığın etkisini azaltmak amacıyla çok ciddi ilaçlar kullanılmaktadır. Araştırmacılar hastalığın kötüleşmesini önlemek için sürekli olarak araştırmalar yapmaktadır.


Not: Bu makale bilgilendirme amaçlı yazılmıştır. Kesinlikle uzman bir doktora başvurmanız hastalık şüphesi ve tedavisinde birincil tercih olmalıdır. Parkinson hastalığı için Noroloji doktoruna başvurulmalıdır.

Organ Nakli Nedir?

By Ayrıntı Blog → 27 Ocak 2017 Cuma
Organ Nakli, yaşam koşullarına bağlı olarak hastalıklar, kaza vb nedenlerle görevlerini yerine getiremeyecek derecede zarar gören organların yerine canlı veya ölmüş kişilerden alınan sağlam organların özel ve korunmuş bir şekilde tedavi olacak hastalara nakledilmesine denir.

organ nakli nedir

Tedavisi mümkün olmayan ve sadece organ ve doku nakli ile sağlığına kavuşacak kişiler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azımsanmayacak kadar fazladır. Bu ciddi sağlık sorunları doğurmaktadır. Gelişen teknoloji her ne kadar yapay organ ve dokular üretme konusunda ilerleme sağlamış olsa da istenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu tür nakil bekleyen hastalar uygun donör bulunamadığında yaşamsal faaliyetlerini yerine getirememekte, hayati organ nakilleri bekleyenler ise maalesef yaşamlarını yitirmektedirler.

Nakli Yapılabilen Organlar: Bibrek, Karaciğer, Kalp, Akciğer, Pankreas ve İnce bağırsak
Nakli Yapılabilen Dokular: Kalp kapağı, Kornea, Kemik, Kemik İliği ve Deri

Organ ve Doku Nakli Kimlerden Yapılır?
Organ ve doku nakli iki şekilde yapılır bunlar canlı insanlardan ve kadavralardandır.

Canlı Donör (Verici): Organ nakli gereken hastanın yakın akrabaları kan grubu, doku ve ilik benzerliği gibi uyum söz konusu ise organ bağışında bulunabilmektedir. Bu kişiler canlı donör olarak tanımlanmaktadır. Böbrek ve karaciğer canı kişilerden nakil yapılabilmektedir.


Kadavra Donör: Bu tür nakillerde kaza yapmış veya belirli sebeplerle beyin ölümü gerçekleşmiş ve hastanın iyi olma ihtimali olmadığında yoğum bakımda iken akrabalarının organ bağışı isteklerinde bulunması ile yapılan nakildir. Kalp, akciğer, karaciğer pankreas, kalp kapakları ve kornealar kadavralardan alınarak nakil işlemlerinde kullanılır.

Disk Kayması ve Belirtileri

By Ayrıntı Blog → 25 Ocak 2017 Çarşamba
Disk kayması çok ağrılı bir şekilde meydana gelebilmektedir. Genellikle 6 ay içerisinde kendiliğinden geçmektedir. Eğer iyileşme olmaz ise ameliyat ile düzeltilmesi gerekebilir.


disk kayması belirtileri

Bu makalede bulunan bilgiler sizlere yön gösterici niteliktedir. Kesinlikle tedavi için uygun doktora başvurmanız rica olunur.

Disk Kaymasında Neler Yaşanır?

Hastalar kayan bir diskten bahsetmelerine rağmen genel itibarı ile kayan bir şey bulunmamaktadır. Doktorunuz bir disk kaymanız olduğunu söylemiş ise, omurganızdaki kemiklerin her biri arasına oturan disklerin zarar gördüğü anlamına gelmektedir. Bu durumda disklerin en dış kabuğu yırtılmıştır ve kemiklerin olduğu kısımdan dışarı doğru taşmalar yaşanmaktadır. Taşmalar sonucunda sinirlere baskı yapmaya başlar, sonuç olarak bu baskılarda ağrıya neden olur.

Ağır kaldırmak ile ilgili bir işiniz varsa ve sürekli olarak ağır yüke maruz kalıyorsanız disk kayması meydana gelme olasılığı yüksektir. Başka disk kayması sebepleri olarak aşırı kilolu olmak, uzun süre hareketsiz kalmak gösterilebilir. Ayrıca erkeklerde bayanlara nazaran daha çok yaşanmaktadır.

Disk kaymasının belirtileri nelerdir?

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi ilk sizi rahatsız edici belirtisi sırtınızın alt kısmında acı olacaktır. Bir ağırı veya aniden gerçekleşen keskin ve şiddetli bir acı belirtiler arasındadır. Oturmak, yatma ve ayakta durma gibi sıradan durumlarda acı hissedebilirsiniz.

Bir disk kayması durumunda çoğu zaman bacağa doğru bir ağrı iner ve bu sinirlere yapılan baskının belirtisidir. Bu durumda ayakta veya bacağın tamamında karıncalanma ve uyuşma meydana gelebilir. Bu belirtilere rağmen disk kayması teşhisi koymak kolay değildir. Doktor tarafından detaylı bir muayene şarttır. Muayene sonrası gerekli görüldüğü takdirde kesin tanı için MR çektirilmesi gerekmektedir.

Disk kaymalarında sırt ağrıları çok kötü bir hal aldıysa ve her iki ayakta güçsüzlük, mesane kontrolünü yapamıyorsanız vakit geçirmeden doktora görünmeniz gerekiyor demektir.

Kolon Polip'i Nedir

By Ayrıntı Blog → 15 Ocak 2017 Pazar
kolon polipi nedir
Polip Nedir? Bir sağlık terimi olarak polip'in tanımını yapacak olursak vücudun mukoza ile kaplı boşluklarında meydana gelen yumuşak ve etli, biçim olarak armuda benzeyen bir tümördür (ur).

Yaygın olarak kolonlarda yani kalın bağırsaklarda görülür. Genelde küçük ve zararsız oluşumlardır. Yetişkin bireylerin üçte birlik kısmında görülür. Bu tür polipler genel itibarı ile zarar vermez ve belirtilere neden olmazlar ama bazı durumlarda rahatsız edici olabilir ve dikkat edilmelidir; çünkü polipler zararsız olmasına rağmen kansere dönüşebilmektedir.

Kolon Polipleri Nasıl Bulunur? 


Belirli bir rahatsızlık sonucu doktora başvuran kişilerde kolon veya rektum kanseri gibi erken tarama testleri yapılırken bu tür polipler bulunur.

Kolon Poliplerini Tespit Etme Yöntemleri:

1- Kolonoskopi  2- Sigmoidokopi  3- BT Kolonografi  4- Bayum avman Grafisi

Kolon Polipleri İçin Tedavi ve Önlemler

Kolon polipleri zararlı olduğu düşüncesi varsa doktor tarafından temizlenmek (çıkartılmak) istenecektir. Çıkarma yöntemleri genel itibarı ile kolonoskobi ile yapılmaktır. Çıkarma işlemi yapıldıktan sonra her yıl düzenli kontrol ve kolonoskopi gerekebilir. Ayrıca bu hastalığı sahip kişilerin aile fertlerinin de kolon kanseri için kontrol edilesi uygun bir seçim olacaktır.

Polip veya kolon kanseri riskine yakalanma risklerini azaltmak için bir dizi yaşam  faaliyetlerine dikkat etmek gerekmektedir. Bunları sıralayacak olursak,

1- Stresten uzak durmak
2- Bol meyve ve sebze tüketmek, lif bakımından zengin gıdalara yönelek
3- Kiloyu kontrol altında tutmak ve zayıflamak
4- Sigara ve alkolü bırakmak, bırakılamıyorsa azaltmak.


Kalori Nedir?

By Ayrıntı Blog → 31 Aralık 2016 Cumartesi
kalori
Kalori, neredeyse tüm gıdalarda bulunan ve vücudun fonksiyonlarını yerine getirmesi için gereken “enerjinin” birimidir. Bu konuyu daha bilimsel bir tanımla açıklayacak olursak; 1 kg suyun sıcaklığını 1 derece yükseltmek için gereken enerji miktarına “kalori” denir.

Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı gibi vücudumuzdaki her bir kalori 1 kg suyu kaynatarak 1 derece yükselmek için harcadığımız enerjiye eşit bir miktardır. Bütün yiyecekler midemizde öğütülür, ince ve kalın bağırsaklarda sindirilerek kanımıza karışır. Sindirilemeyen ve posa olarak adlandırılan atıklar ise vücuttan dışarı atılır. 

Kısa olarak özetleyecek olursak kalori, vücudumuzun yaşamsal faaliyetlerini yerine getirebilmek için harcadığı enerjinin ölçümünde kullanılan birimdir.

Astım Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

By Ayrıntı Blog → 14 Aralık 2016 Çarşamba
Nefes alıp verirken aldığımız oksijenin akciğerlere iletilmesi bronş adındaki yapılar aracılığı ile gerçekleşir. Astım hastalığının asıl nedeni de bu bronşların çeşitli nedenlerle şişmesi ve nefes almayı zorlaştırması ile oluşur. Bronşlar şiştiği zaman nefes almak oldukça zor olsa da hasta için asıl zor olan alınan nefesi vermektir. Beklenmedik zamanlarda oluşabilen astım, nöbetler halinde nükseder ve bronş kasılmaları ile birlikte ilaç alınana kadar devam eder.

astım nedir

Astım hastalığında hastanın daha zor nefes almasında bronşun şişesinden öte balgam ve sümük sıvısının da etkisi vardır. Zira astım nöbetlerinde hastanın balgam üretimi artar ve zaten darlaşan hava yollarını tıkamaya başlar. Dünya üzerinde astım hastası olan yetişkinlerin oranı %5 iken çocuklarda ise bu oran %10’a kadar çıkmaktadır. Astım hastasının geçirilen nöbetlerde sakin davranması nöbetin geçmesi için oldukça önemlidir. Çeşitli uyarıcı maddeler ile başlayan astım krizleri genellikle kişide aşırı öksürme ve hırıltılı nefes alma gibi sorunlara yol açar.


Astım Hastalığına Sebep Olan Durumlar

Astım hastalığı genellikle kalıtsal olarak yayılır. Anne ve babanın her ikisinde de astım hastalığı var ise çocukta olma riski de o kadar fazladır. Ayrıca bünyesi bazı maddelere karşı zayıf olan kişilerde de astım hastalığı görülme riski oldukça yüksektir. 

Nemli ve rutubetli ortamlar ve bu ortamlarda yaşayan çeşitli böcekler astım hastalığını tetikleyen en etkili etkendir. Bununla birlikte mevsimsel olarak ortaya çıkan polen ve çiçek tozları, kedi ve köpek tüyü, tebeşir tozu ve sigara dumanı gibi maddeler de kişinin astım nöbeti geçirmesine sebep olabilir.
Kuaförlük ve fırıncılık gibi mesleklerde astım hastalarının dış etkenlere dayalı olarak astım nöbeti geçirme riski daha fazladır. Astım hastalarında spor yapmak da astım nöbetlerinin başlamasına neden olabilir. Bu yüzden çoğu astım hastası spor ve egzersiz öncesinde astım ilacı alarak nöbetin önüne geçmeye çalışır.


Astım Hastalığının Belirtileri

Özellikle gece ve sabaha karşı ortaya çıkan aşırı öksürme durumu astım belirtileri arasında en yaygın olanıdır. Bu öksürüğün asil sebebi bronşların etrafını saran balgam tabakasıdır ve genellikle hasta kuru ve geçmeyen bir öksürük ile uykusundan uyanır. Ayrıca hasta bu zamanlarda daha sık nefes almaya başlar ve balgam çıkarıldıktan sonra nöbet geçer. 

Astım belirtilerinin bir diğeri ise hastanın bronşların şişmesi ile daha zor nefes alıp vermesidir. Bu aşamada hasta konuşurken ve nefes alırken hırıltılar ortaya çıkar. Astım hastalarında çok görülen bir durum olsa da bu belirti sadece astıma özel bir durum değildir. Yani başka hastalıklarda da ortaya çıkabilir. 

Günlük Kaç Bardak Su İçmeliyiz

By Ayrıntı Blog → 5 Aralık 2016 Pazartesi
Günümüzde sağlıklı yaşamın en önemli unsurlarından bir tanesinin, dengeli ve düzenli beslenmek olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bu dengeli ve düzenli beslenmenin bir parçası olan suyun önemini de görmezden gelemeyiz.

Dengeli ve Düzenli Beslenme ile ilgili yazımız için tıklayınız.

Şu bir gerçektir ki ister zayıflama olsun isterse günlük hayatımızda bir çok kişi bize yeteri kadar su içmemizi ve bu suyun miktarının da en az 2 lt vs olarak belirlemektedir. İşin aslı aslında günlük almamız gereken su miktarı herkes için ayını olmamaktadır. Bunu bir örnek ile açıklayacak olursak; bir otomobil ile kamyonun yatkın sarfiyatı aynı değildir. Bu örnekten de anlayacağımız üzere kişilerin günlük su tüketim miktarı kilo ile orantılı olarak değişmektedir.

Kiloya göre günlük su içme miktarını aşağıdaki tabloya bakarak belirleyebilirsiniz.

günlük su ihtiyacı

Bugün ki kısa bilgilendirme yazımızın sonuna geldik. Günlük içtiğimiz su miktarı kadar suyun kalitelisinin de önemli olduğunu unutmayınız.

Apandisit Nedir? Hangi Tarafta Bulunur, Belirtileri Nelerdir?

By Ayrıntı Blog → 1 Kasım 2016 Salı
Apandisit karının sağ alt kısmında, bağırsakların hemen başlangıcında bulunan organa verilen isimdir. Apandisit hastalıkları genellikle kalın bağırsağa bağlı bu bölgenin iltihaplanması sonucu oluşur ve kişide ciddi rahatsızlıklara yol açar. Bir diğer apandisit hastalığı olan apandisit patlaması ise iltihap oluşumundan daha tehlikelidir. Bu hastalığa kısa sürede teşhis koyulmaz ve önlem alınmazsa kişide karın zarı iltihaplanması denilen hastalığa yol açar.

apandisit ne tarafta

Apandisit patlaması sorunu kişi için tedavide geç kalınırsa hayati kayıplara yol açabilmektedir. Apandisit patlaması gibi sorunların en temel belirtisi şiddetli ağrılardır. Bu yüzden hiç bir sorun olmasa bile karın bölgesindeki ağrılar dikkate alınmalıdır. Apandisit ağrıları genellikle karın bölgesinin sağ alt kısmında, kalça kemiğinin biraz üzerinde kendini belli eder. Bu ağrı genellikle hemen geçmez ve gün içerisinde sürekli olarak kendini hatırlatır. Apandisit patlamasını asıl belirtisi ağrı olurken, bu ağrıya ek olarak kişide kusma, mide bulantısı, ishal ve kabız gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Ancak bu belirtiler başka rahatsızlıkların da habercisi olabileceği için apandisit rahatsızlıklarının temel belirtisi olarak ağrı baz alınmalıdır. Kişide oluşan şiddetli karın ağrısı birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelmez ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna gidilmeli ve gerekli tahliller yaptırılmalıdır.

Apandisit ağrısını evde alama yöntemleri

Apandisit ağrıları genellikle karının sağ bölümünde ve kalça kemiğinin biraz yukarısında meydana gelmektedir. Bu ağrıları diğer ağrılardan ayıran en büyük özellik ise ağrının oldukça şiddetli ve keskin olmasıdır. Normal karın ağrılarında bölgeye hafif masajlar yapılarak ağrı hafifletilirken apandisit ağrılarında bölgeye hafif bir baskı uygulamak ve hatta dokunmak bile ciddi bir acı verecektir. 

Apandisit ağrıları o kadar şiddetlidir ki kişinin ilerleyen saatlerde yürümesine bile etki edecektir. Bu yüzden ağrının apandisit ağrısı olup olmadığını anlamak için en güzel örneklerden birisi de hastanın yürüyüp yürüyemediğini kontrol etmesidir. Eğer ağrı yürümeyi zorlaştıracak kadar şiddetli ise bu ağrının apandisit ağrısı olma ihtimali yüksektir. Kişi ağrıyı hafifletmek için fetüs pozisyonunda yani bacaklarını karnına çekerek yatmayı denemelidir. Eğer bu şekilde yatmak ağrıyı hafifletiyor ise yine ağrının apandisit yüzünden olma ihtimali büyüktür.

Cilt Kuruluğu ve Öneriler

By Ayrıntı Blog → 30 Ekim 2016 Pazar
Kış ayları yaklaşıyor. Yaklaşan kış aylarında gerekli önlem alınmazsa cildiniz kuruyarak egzaman gibi cilt kuruluğunun yol açtığı hastalıklara karşı savunmasız kalabilir. Peki, cilt kuruluğuna karşı hangi önlemler alınmalıdır?

cilt kurulaşması

Özellikle kış aylarında birçok etken cildimizin kuru kalmasını yani yeterince nem alamamasını sağlıyor. Bunlardan ilki hiç kuşkusuz ki soğuk hava. Çünkü cildimiz terleme ve yağ bezeleri sayesinde nem dengesini korumaya alışıktır. Ancak kış aylarındaki soğuklar cildin terlemesini engelleyecek, buna bağlı olarak da yağ bezelerinin çalışması azalacaktır. Haliyle cildiniz ün içerisinde nem almak yerine kuru kalacaktır. Bununla birlikte ısınmak için her insanın kullandığı kaloriferler de oda içerisindeki nemi son damlasına kadar yok eder. Yani hava tamamen kuru kalır. Haliyle havanın artan nem ihtiyacı da sizin vücudunuzdaki son nem parçasından çıkarılır ve hava vücudunuzdaki nemi içine çeker. Bununa birlikte bilinenin aksine sıcak su ile banyo yapmak da cildi kurutan en büyük etkenlerden birisidir. Kış aylarında sıcak su ile banyo yapmayın demiyoruz ama buna karşı da önlem almakta fayda var. Peki, kış aylarında cilt kuruluğuna karşı ne yapılmalıdır?

Öncelikle cildinizi nemli tutmak için nemlendirici kullanmakta fayda var. Ancak bunu yaparken petrol bazlı nemlendirici ürünlerden kaçınmalısınız. Ayrıca cildi nemlendirme vaadiyle satılan birçok ürün de geçici nemlendirme sağlar. Kremi kullandıktan sonra dış ortam ile temasına devam eden cildiniz kısa zamanda nemlendiricinin etkisinden kurtulacaktır. Bunun için ciltte kalın bir tabaka oluşturan ve tutuculuğu fazla olan ürünleri tercih etmelisiniz. 

İkinci olarak kış aylarında parfüm kullanmaktan kaçınmanız, cildin nemlenmesi için oldukça faydalıdır. İçerisinde genellikle alkol bazlı ürünler içeren parfüm uzun vadede cildinizin daha fazla kurumasına yol açacaktır. Parfüm yerine alternatif koku vericileri tercih etmelisiniz.

Soğuk kış aylarında sıcak bir banyo kadar keyif veren bir şey olmasa da, sıcak su cildinizin doğal nemlendirici seviyesini oldukça azaltmaktadır. Kış aylarında sıcacık bir duş almak yerine daha ılık ve kısa bir duş almak cildinizin nem seviyesini korumakta oldukça faydalı olacaktır.

Kürtaj Nedir?

By Ayrıntı Blog → 29 Ekim 2016 Cumartesi
Kürtaj, genel anlamda bakacak olursak istenmeyen ya da zamansız gelen bir gebeliğin cerrahi bir işlem ile rahimden kazınarak alınması demektir. Birçok insan istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için kürtaj yöntemine başvursa da şu bir gerçek ki kürtaj işlemi asla bir aile planlaması yöntemi olarak görülmemelidir. 
kürtaj

Halk arasında sadece istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için yapıldığı düşünülen kürtaj, aslına bakılırsa düşük ile sonuçlanan gebeliklerde de rahim içinin tam anlamı ile temizlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Ayrıca adet dönemi daha uzun ve daha fazla kanamalı geçen kadınlarda da sorunun kaynağına inmek için kürtaj yöntemi ile önce rahim içi temizliği yapılır ve ardından buradan bir doku parçası alınarak hastaya teşhis koyulur.

Ülkemizde istenmeyen hamileliği sonlandırmak için belirlenen tıbbi tarih gebeliğin 10. haftasıdır. Bu zaman aşılırsa anne ve babanın ikisinin birden rızası olsa dahi yasal yollardan resmi kurumlar ile kürtaj işlemi yapılması imkansızdır. Gebeliğin 10. haftasından sonra yapılması uygun görülen kürtaj ancak iki farklı doktorun onayı ve imzası ile çıkarılan sağlık kurulu raporu ile mümkündür. Bu rapor, anne ya da çocuğun doğumdan zarar göreceği durumlarda yapılmaktadır. Annede oluşabilecek sorunlara, doğumda kalp yetmezliği gibi sorunlar, çocukta ise doğumdan sonra hayatının büyük bir bölümü sorunlu geçecek (engelli doğma gibi) ise kürtaj yapılır.


Kürtaj nasıl yapılır?

Hastaya gerekli muayeneler yapıldıktan sonra hasta jinekolojik masaya yatırılır ve bir anestezi uzmanı ya da teknikeri yardımı ile hastaya anestezi uygulanır. Anestezi genellikle koldan ve iğne ile yapılır. İğne yapılırken hasta işlem hakkında bilgilendirilir ve birkaç dakika sonra hasta tamamen uyutulur.

Hastanın uyutulması ile birlikte vajina açılarak hastanın rahim ağzı ortaya çıkarılır. Antiseptik solusyonlar ile temizleme yapıldıktan sonra rahim ağzı Teneculm adındaki bir alet ile çekilir ve rahim ağzının düz bir şekil alması sağlanır. Bu işlemden sonra rahim ağzı gebeliğin boyutuna göre genişletilir ve ardından rahim içine girilerek gebelik tamamen vakumlanarak çekilir. Bu işlemler yaklaşık olarak 5 ile 10 dakika arası bir zaman almaktadır.


Kürtajın riskleri nelerdir?

Kürtaj işlemi her ne kadar birkaç dakika sürse de nihayetinde cerrahi bir işlemdir. Kürtaj işleminin genel olarak; rahim ve bağırsak delinmeleri, gebeliğin sonlandırılamaması, rahim içinde parça kalması, iç kanamalar ve rahim enfeksiyonu gibi riskleri vardır.

Kireçlenme Nedir ve Tedavisi

By Ayrıntı Blog → 26 Ekim 2016 Çarşamba
Kireçlenme, eklemlerin birbiri üzerinde kaymasını ve rahat hareket etmesini sağlayan kıkırdak sisteminin zamanla yapısını kaybetmesi ile oluşan bir hastalıktır. Kıkırdağın yapısının zamanla bozulması ve sertleşmesi ile kireçlenme olan kemikte büyüme, eklemde ise çeşitli bölgelerde çıkıntılar meydana gelir. Oldukça yavaş ilerleyen bir hastalık olan kireçlenme genel anlamda eklemlerde ağrı oluşmasına sebep olur.

kireçlenme tedavisi

Kireçlenme genel olarak ileriki yaşlarda görülen bir hastalıktır ve 60 yaş civarında insanlarda yavaş yavaş kireçlenme görülmeye başlar. Erkeklere kıyasla kadınlarda kireçlenme oranı 3 kat artmakla birlikte 40 yaş altı insanlarda da nadiren görülebilir.

Eklem kireçlenmesi fazla kilosu olan kişilerde daha yaygın olarak görülmektedir. Kilo, kişinin eklem sistemlerinin kaldırması gereken yükü arttırmakta ve başta diz olmak üzere çeşitli kireçlenme çeşitlerine yol açmaktadır. Bununla birlikte kilo vermek kireçlenme ağrılarının da azalmasına neden olacaktır.

El ve parmak kireçlenmeleri genel olarak ailevi yani kalıtsal sebeplere dayanır. Ancak diğer kireçlenme çeşitleri ailevi olarak yatkın kişilerde daha sık görülse de dikkat edilmediği takdirde diğer kişilerde de görülme olasılığı yüksektir.

Kireçlenme en çok kalça, diz ve el parmaklarının eklemlerinde görülür. Bununla birlikte bayanlarda diz kireçlenmesi, en sık karşılaşılan kireçlenme çeşididir. Çok sık karşılaşılmasa da kireçlenme boyun ve bel eklemlerinde de görülmektedir. Kireçlenmenin oluşumunda şişmanlık ve obezitenin büyük etkisi vardır.

Kireçlenme hastalığı bulunan hastalarda eklem ağrıları oldukça dayanılmaz bir hal alabilmektedir. Akşam saatlerine doğru şiddetini arttıran ağrılar yürüme ve çeşitli fiziksel aktivitelerde daha da artar. Ağrılar kişi dinlendikten sonra yavaş yavaş azalmaya başlasa da hafif olarak devam eder. Hastalığın ilerleyen düzeylerinde kişi dinlenirken de ağrı çekebilir ve ağrılar yüzünden çeşitli aktiviteleri yapamayacak duruma gelebilir. 


Kireçlenme ve Tedavi Aşaması 

Kireçlenme tedavisinin asıl amacı, hastsnin günlük faaliyetlerini devam ettirebilmesini sağlamak, hastalık yuzunden oluşan şişlikleri geçirmek ve ağrıyı önlemektir. Yapısı bozulan kıkırdağı tam anlamı ile onarmak mümkün olmadığı için kireçlenme hastalığının kesin bir çözümü yoktur. Ancak çeşitli tedaviler ile hastalığın ağrısı azaltılabilir. Hasta kilolu ise kilo vermesi ekleme binen yükü azaltarak ağrıyı da hafifletecektir. Hasta eğer çalışıyor ise çalışma ortamı buna göre düzenlenmelidir. Ayni zamanda fizik tedavi merkezleri tarafından hastaya verilen günlük egzersiz programları da aksatılmadan yapılmalıdır. 

Tüp Bebek Nedir, Nasıl Yapılır?

By Ayrıntı Blog → 24 Ekim 2016 Pazartesi
Normal yollardan gebelik ile çocuk sahibi olmayan çiftlerin, çeşitli tedaviler ile bebek sahibi olmalarına tüp bebek denir. Dünya üzerinde tüp bebek ile doğum ilk olarak 1978 yılında meydana gelirken, ülkemizde ilk tüp bebek Ege üniversitesi tarafından 1989 yılında meydana getirilmiştir. Günümüzde normal yollardan çocuk sahibi olamayan birçok çift tüp bebek yöntemine başvurmaktadır. 
tüp bebek tedavisi

Genel mantık olarak bakacak olursak tüp bebek, erkekten alınan sperm ve kadından alınan oositin (yumurta) laboratuvar ortamında bir araya getirilmesi ve embriyonun laboratuvar ortamında gelişimini sağladıktan sonra anne rahmine tekrar yerleştirilmesidir. Tüp bebek işleminde başarı şansı %100 olmamasına karşın, deneyimli ve tam donanımlı bir ekip ile başarı şansı oldukça artmaktadır.

Tüp bebek işleminde başarı oranı nedir?
Tüp bebek işleminde başarı şansı ortalama olarak %40 ile 45 arasındadır. Bu oran size az gelmesin, çünkü normal şartlarda bir adet döneminde gebe kalma ihtimali sadece %27’dir.

Tüp bebek nasıl yapılır?
Tüp bebek işleminin yapılan çalışmalara göre birkaç çeşidi bulunmaktadır. 

İn Vitro Fertilizasyon (IVF)
Bu işlemde anneden alınan yumurta ve babadan alınan sperm laboratuvar ortamında bir araya getirilir. Bunun ardından yaklaşık 5 gün laboratuvar ortamında gelişen embriyo annenin rahmine yerleştirilir. 

Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT)
Bu işlem sırasında anneden alınan yumurta ve babadan alınan sperm, annenin fallop tüpü içerisine yerleştirilir. Yani döllenme laboratuvar ortamında değil olması gereken yerde gerçekleşir. Her ne kadar geçmişte kullanılmış olsa da bu yöntem başarı şansı açısından artık pek tercih edilmiyor.

Zigot İntrafallopian Transfer (ZIFT)
Bu işlemde anneden alınan yumurta ve babadan alınan sperm laboratuvar ortamında bir araya getirilir. Döllenen yumurta işlemin ardından bir gün sonra annenin fallop tüpüne yerleştirilir.

İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu (ICSI)
Bu işlem sırasında anneden alınan yumurtanın içerisine özel olarak üretilen iğneler yardımı ile babadan alınan sperm bırakılır, yani dölleme el ile yapılır. Günümüzde sperm azlığı çeken kişiler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.

İn Vitro Maturasyon (IVM)
Anneye verilen bir ilaç ile uyarılan yumurtalıklardan henüz tam olgunlaşma evresine gelmemiş olan yumurta hücreleri alınır ve laboratuvar ortamında gelişimini tamamlaması sağlanır. Ardından laboratuvar ortamında yumurta döllenir. Bu işlemin kullanımı günden güne azalmakla birlikte, başarı şansı da normal şartlarda gelişen yumurta hücreleri kullanılan yöntemlere göre daha azdır.

Yağ Bezesi ve Tedavisi

By Ayrıntı Blog → 22 Ekim 2016 Cumartesi
Halk arasında yağ bezesi olarak adlandırılan şişlikler tıp dilinde Lipom olarak adlandırılır. Yazımızın giriş kısmında öncelikli olarak söylenmesi gerekir ki Lipomlar tümör olarak görülmesine rağmen büyk çoğunluğu iyi huyludur ve hiçbir zararı yoktur. Yağ bezeleri kas ile deri arasında bulunan yumuşak, ağrısız, yuvarlak, yavaş yavaş büyüyen iyi huylu şişliklerdir. Bu şişliklerin neden ve nasıl oluştukları konusunda kesin bir görüş yoktur. Her yaş aralığında görülmesine karşın en çok 30- 40 yaşları arasında daha sık görülür. 


yağ bezesi tedavisi

Yağ bezesi nerelerde görülür?

Yağ bezleri çoğunlukla kollarda, bacaklarda, kalçalarda, gövde ve sırtta bulunsa da vücudumuz deri ile kaplı olduğu için diğer bölgelerde de bulunmaktadır.

Yağ Bezesinin Belirtileri Nedir?

El yordamı ile dokunarak tespit ettiğimiz bezelerin büyük çoğunluğu birkaç cm büyüklüğe ulaşmış olanlardır. Deri görünüm bakımından normaldir, bulunduğu bölgede kas ve sinirlere baskı yapıyorsa ağrılara sebep olabilir. Bizim görebildiklerimiz dışında kalpte ve memede hatta organ boşluklarında veya iç organlarda yakın yerlerde bulunabilir. Bu gibi durumlarda doktor müdahalesi şarttır. Görülmeyen yerlerde bulunanlar genellikle başka hastalıkların araştırılmasında ve tomografi ile ortaya çıkmaktadır.

Yağ bezesinin iyi huylu olup olmadığının teşhisi nasıl yapılır?

Tanı olarak öncelikli el ile muayene yapılır. Sert ve deri altında hareket etmiyor, ağrı veriyor ve hızla büyüyor ise kötü huylu olma şüphesi belirir. Bu gibi durumlarda hemen doktora başvurulmalı ve doktor tarafından alınan bir örnek patolojiye gönderilmelidir. Patoloji sonucuna göre iyi veya kötü huylu olduğuna karar verilir.

Yağ Bezesinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

Çoğu zaman tedaviye gerek duyulmaz. Ama ağrılı ve sinirlere baskı yapan ve derinde bulunanlar çok büyük ve rahatsız edici ise cerrahi olarak alınırlar. İyi huylu olanlar nadir olarak kendilerini yenilerken kötü huylu olanların kendini yenileme olasılığı yüksektir. 

Protein Diyeti Nedir?

By Ayrıntı Blog → 20 Ekim 2016 Perşembe
Günlük olarak aldığımız yiyecekler protein, karbonhidrat gibi besin ögelerinden oluşmaktadır. Besin öğeleri ve dengeli beslenme hakkında bilgi edinmek için makalemizi oyunuz. Makalemizi okumak için tıklayınız. >>> Besin Öğeleri <<<<

protein diyeti

Zayıflamak amacıyla yağ oranını azaltmak ve kas oranını artırmak için protein diyetlerine başvurulur. Çünkü protein kasların yapı taşıdır. Bu şekilde alınan enerji miktarının dürüp kas miktarında azalama olmadan ve yağ dokuda incelmek sağlamak mümkündür. Bu tarz diyetleri egzersilerle destekleyerek haftada 3 kiloya kadar vermek mümkündür. Şunu da önemle belirtmek gerekir ki bu diyeti 2 haftadan fazla uygulamamak gerekmektedir.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere bu diyetin ana amacı karbonhidrat alımını azaltmak ve protein alımını doğal yoldan desteklemektir. Esas olan sağlıklı zayıflamak olduğunu unutmadan halsizlik, yorgunluk gibi kendinizi kötü hissettirecek durumlarla karşılaşırsanız diyete devam etmeyiniz.

Örnek Protein Diyeti

1.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : 1 simit, 1 bardak ayran,
Akşam : 200 gr Tavuk, salata .

2.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : 1 simit, 1 bardak ayran
Akşam : 3 tane kabak (ya da dolma, domates biber), 1 kaşık yoğurt .

3.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : 200 gram yoğurt, 1 dilim kepek ekmeği, sınırsız salatalık.
Akşam : 8 tane ızgara köfte, salata .

4.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : 200 gram yoğurt, 1 dilim kepek ekmeği, sınırsız salatalık
Akşam : 1 tabak Kıymalı taze fasulye veya etli bir porsiyon sebze yemeği

5.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : 200 gram haşlanmış patates, salata istendiği kadar
Akşam : 1 porsiyon kuzu şiş, tavuk şiş, 2 kalem pirzola yanında salata .

6.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : Menemen, salata
Akşam : 200 gr. Balık veya bonfile, salata .

7.GÜN
Sabah : 1 dilim kepek ekmeği, 1 kibrit kutusu peynir, çay ya da kahve,
Öğle : Peynirli tost, ayran
Akşam : 1 tabak Yoğurtlu makarna.


Not: Bu diyet kişisel durumlara göre değiştirilebilir. Beklenmeyen sağlık sorunları ile karşılaşmanız durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekmektedir.

Prostat Nedir

By Ayrıntı Blog → 18 Ekim 2016 Salı
Prostat erkeklerin yetişkin yaşların da başlarına gelen önemli sağlık sorunlarından biridir. Yetişkin erkeklerin %50'sinde bu hastalığa veya kanserine rastlanmaktadır. 30-35'li yaşlarda bu oran %5 - %10 civarındayken 75'li yaşlarda bu oran %90'ları bulmaktadır.

prostat nedir

Prostat, üreme sisteminin son kısmına yakın bir yerde mesane (idrar kesesi) ve üretra (dış idrar kanalı) arasında ve kestane büyüklüğünde bir organdır. Esas fonksiyonu sperm canlılığını ve hareketliliğini artırmaya yarayan salgılar üretmektir.

Erkeklerde en çok görülen prostat sorununu, prostat büyümesidir. Tıp dilinde selim (bening) prostat hiperplazisi (SPH-BPH) denilir. Bu hastalıkta prostat bezi büyüyerek mesane yolunu daraltmaktadır.
İkinci önemli bir prostat sorunu ise kanserdir, yani prostat kanseridir. Erkeklerde en çok rastlanan kanser tipidir ve genellikle 60 yaş üzerinde çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalara bu yaşın giderek düştüğünü göstermektedir.

Prostat Neden Büyür?

Prostat büyümesinin temel sebebi olarak azalan testesteron miktarıdır. Bazı etkenlerde bulunmaktadır fakat ana sebep bu gösterilmektedir.

Prostat Belirtileri Nelerdir?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi idrar yolundaki daralmadır. Bunun sonucu olarak sık idrara çıkma, işeme gücünde yetersizlik, basınç düşüşü, kesenin tamamen boşaltılamaması, idrar yolunda enfeksiyon oluşması başlıca belirtiler olarak sayılabilir. Ayrıca gece tuvalete sık kalkmak ama tuvalet yapamamak da belirtiler arasındadır.


Prostat Tedavisi Nasıl Yapılır?

Doktor tarafından acil olarak adlandırılan hastalarda (genellikle idrar yapamama durumunda) hastalara sonda takılmak suretiyle tedavi uygulanır. Acil olmayan durumlarda ise doktor kontrolü altında ilaç tedavisi yapılmaktadır.