Browsing "Older Posts"

Gösterilen Kategori " kültür "

5N 1K Nedir, Nerelerde Kullanılır?

By Ayrıntı Blog → 8 Şubat 2018 Perşembe
Merhabalar bu günkü yazımızda 5N 1K nedir, nerelerde kullanılır gibi soruların yanıtların vermeye çalışacağız.

Öncelikli olarak 5N 1K nedir onu ele alalım. Bu yöntemin ismi 5+1 sorgulama kelimelerinin baş harflerinden gelir. Bu  soru yada sorgulama kelimeleri Ne, Nasıl, Neden, Nerede, Ne zaman ve Kim olarak kısaca 5N 1K olarak ifade edilir.

 beş n bir k nedir

5N 1K özellikle gazetecilik, habercilik gibi sektörlerde kullanılmaktadır. Gelişen basın yayın organları bu tekniğin başka alanlarda da kullanılabileceğini göstermiştir. Özellikle bu süreç eğitim sistemi içinde de kendine yer bulmuştur. Eğitim ve öğretim süreçlerinde değerlendirme aşaması çok önemlidir. Çünkü konunun yada bütünsel olarak bakılacaksa öğretilmek istenen şeyin öğrenilip öğrenilmediğini bu yöntemi kullanarak kolayca bulabiliriz.

Yöntemi bireyler kendilerine de uygulayabilirler. Bir metin okumuşsak ve metinde geçenleri anlayıp anlamadığımızı test etmek istiyorsak bu soruları sorarak bunu anlayabiliriz. Bu şekilde hem metni öğrenip öğrenmediğimizi ölçerken aynı zamanda öğrenmeye de devam ediyoruz.

Tam tersinden düşünecek olursak bir metin yazıyorsak ve bu yukarıdaki sorulara metin içerisinde cevap verebiliyorsak, metni okuyanlar için daha anlaşılır olacaktır.

Soruların metin üzerindeki karşılıklarını sıralayacak olursak:

1)     Ne sorusunun karşılığı: Konudur, metinde nelerin olduğu anlatır.
2)     Nasıl sorusunun karşılığı: Yöntemi belirler, olayın ne şekilde gerçekleştiğini anlatır.
3)     Neden sorusunun karşılığı: Amacı belirtir, metinde geçen olayın gerçekleşme sebebini anlatır.
4)     Nerede sorusunun karşılığı: Mekan ve yer kavramlarını bize belirtir, olayın nerede olduğunu bildirir.
5)     Ne zaman sorusunun karşılığı: Metinde geçen süre ve süreci belirtir. olayın nezaman olduğu hangi zaman dilinde gerçekleştiği hakkında bilgi verir, sabah, dün, 11. yüzyıl, geçen yaz gibi…
1K) Kim sorusunun karşılığı: İlgili ve sorumlu kişi yada kişileri belirtir, soru kalıp olarak kime, kimde, kimden soruları alternatif olarak kullanılabilir.


Sizlerde yaşamınızda anlamlandıramadığımız konuları bu soruların cevaplarını vererek daha anlaşılır hale getirebilirsiniz. 5N 1K Nedir? Sorusun cevabını vermeye çalıştık. Umarım faydalı olmuştur, teşekkür, soru, görüş ve önerileriniz için lütfen yorum kısmından yazınız.

Aşık Kurbani Hikayesi

By Ayrıntı Blog → 20 Temmuz 2015 Pazartesi
16. yüzyılda yaşadığı sanılan Güney Azerbaycanlı aşıklardan Kurbani'nin, kendi yaşamıyla ilgili olarak düznlediği kabul edilen ve sonraları başkaları tarafından geliştirilmiş olan Türk halk öyküsüdür. Aşık Kurbani Hikayesi Anadolu'da fazla yaygın değildir. Öykünün olayların akışı ve geçtiği yerler, kişiler ve sonuç açısından birtakım farlılıklar taşıyan on kadar çeşitli derleme mevcuttur.

aşıklar sululet
Bu çeşitlemelerden en iyi olarak değerlendirelen Gence rivayetine göre öykünün konusu ise şöyledir.

Mirza Ali Han zengin bir babanın oğlu olduğu halde, kardeşleri mallarına el koyduğu için yoksul düşmüştür. Kurbani de Mirza Ali Han'ın oğludur. Kurbani'ye düşünde, Gence hükümdarı Ziyad Han'ın kızı Peri gösterilir, bade içirilerek aşık olması sağlanır. Bu günden sonra artk saz çalıp deyişler söyleyen bir hak aşığı olan Kurbani, sevgilisi Peri'yi aramaya başlar ve uzun uğraşlar sonucunda onu bulur.

Ziyad Han kızı için gelen bu adamın gerçekten bir hak aşığı olduğunu anlamak için bir sınav yapar. Yapılan sınav sonunda, Kurbani'nin gerçekten hak aşığı olduğuna karar verir ve kızının onunla evlenmesi için karar verme aşamasına gelir. Ziyad Han'ın veziri Kara vezir, uzun zamandır Peri'yi kendi oğluna almayı düşündüğü için Kurbani'nin Peri ile evlenmesini istememektedir. Ziyad Han'a kendisi ile tavla oynamasını ve kazanan Kurbani ile Peri konusunda karar sahibi olmasını önerir. Oyun oynanır ve oyunu Kara Vezir kazanır. Kara Vezir Kurbani'nin hemen asılmasını emir verir.

Kurbani kargışlı deyişler okuyunca yıldırım düşer ve bir şekilde oradan kaçarak Peri'nin yanına sığınır. Peri bir mektup yazarak daha güclü bir hükümdar olan Şeyhoğlu Şah'tan yardım ister. Şah iki sevgiinini birbirene kavuşması için adamlardan Bircan'ı gönderir. Bir çok serüvenden sonra iki sevgili birleşir.

Aşık Kurbani Hikayesi'nin kimi çeşitlemelerinde iki sevgili murada eremeden öldükleri görülür. Bu da öykünün tam anlamıyla olgunlaşmamış olduğunu gösterir.

Aşık Garip Hikayesi

By Ayrıntı Blog → 10 Temmuz 2015 Cuma
Hikaye birbirlerini görmeyen iki gencin rüyalarında bade içerek birbirlerine aşık olmaları ve başlarından geçen olayları anlatmaktadır. Farklı biçimlerine Türkler ile iç içe yaşayan Ermeniler ve Gürcülerde de rastlanmaktadır. Hikayenin kökeniyle ilgili değişik görüşler ileri sürülmekle birlikte, bu görüşlerin büyük çoğunluğu tarihsel izlere de bakarak Azerbaycan kaynaklı olduğu konusunda birleşir. Türkmenistan kökenli olabileceğini savunanlarda vardır.

aşık garip hikayesi


Hikayenin Konusu Şöyledir:

Tebriz'in tanınmış ticaret adamlarından Hoca Ahmet ölür ve oğlu Resul'a hatırı sayılır bir miras bırakır. Babasından kalan bu mirası yalaka arkadaşlarıyla kısa sürede yiyip bitiren Resul, bir çok işte de başarılı olamaz. Son olarak kahvelerde saz çalıp deyişler söyleyen aşıkların yanına gider ve onlara çırak olur. Çırak olur olmasına ama bir türlü saz çalmayı da öğrenemez. 

Bir gece rüyasında bir derviş tarafından verilen badeyi içer ve Şah Sanem adlı bir kıza aşık olur. Bu saatten sonra eli ve dili çözülür Aşık Garip adı altında saz çalıp şarkılar söyler. Sevgilisini arama adına Tebriz'den kalkıp Tiflis'e gider. İki sevgili birbirlerini bulur fakat kızın babası Hoca Sinan başlık olarak 40 kese altın istediğinden Garip parayı bulamaz ve evlilikleri gerçekleşmez. Aşık garip para kazanmak için gurbet gurbet dolaşmaya başlar. Önce Erzurum'a ardında da Halep'e gider. Orada yine kahvelerde aşıklık yapmaya başalar ve para biriktirmeye çalışır. Bu sırada Halep paşasından ilgi ve destek görür.

Paşaın destekleri ve ak sakallı bir ihtiyarın sayesinde (Hızır) Erzurum ve Kars üzerinden Tiflis'e gelir. Şah Sanem, Şah Veled adlı bir ticaret yapan biri ile evlenmek üzereyken Aşık Garip gelir ve düğün bozulur. Şah Sanem ile Aşık Garip evlenirler. Gerçek aşıkların evlenmesine müsade eden Şah Veled'e, Aşık Garip kendi kız kardeşini verir ve onunda mutlu olmasını sağlar. 


Ebced Hesabı Nasıl Yapılır

By Ayrıntı Blog → 29 Nisan 2015 Çarşamba
Kolayca ezberlenebilmesi için Arab alfabesindeki harflerin üçer, dörder birbirlerine birleştirilip okunmasıyla meydana gelen sekiz kelimenin ilk kısmıdır. Bu yüzden de ebced denilmiştir (elif, be, cim-ce, dal-de). Alfabe, elifba kelimeleri gibi Arab alfabesinin bütününü de ifade eder. Zaten bu kelimeler (alfabe, elifba) de ilk harflerin birleştirilerek okunmasıyla yapılmıştır.

ebced hesaplamasıBütün harfler ile yapılmış sekiz kelime ise yandaki gibidir: ebced, hevvez, hutti, kelemen, sa'fas, karaşet, şehaz, dazıg. Bu sekiz kelime ezberlenince tüm alfabe öğrenilmiş ve söylenmeleriyle harfler sırasına göre tekrarlanmış oluyor. Doğal olarak her kelimeyi teşkil eden harfler ayrıca tanınmaktadır.

Bazı durumlarda harfler, karşılığı oldukları sayının yerine de kullanılmaktadır. Harflerin sayı değerleri matematikte, fizikte, edebiyatta ve büyü ve efsun yapımında kullanılmıştır. Bu türden kullanımına ebced hesabı da denilir. Türk ve İran edebiyatlarında harflerin sayı değerlerinden yararlanarak tarih düşürme, tarih söyleme şeklin de bir nazım türü de geliştirilmiştir. Şairler herhangi bir binanın yapım tarihini ve buna benzer tarihleri bu şekilde söylerlerdi. Söylenen mısrayı teşkil eden harflerin sayı değerleri toplanınca olayın veya yapının tarihi ortaya çıkar.

Mesela Fuzuli'nin: "Geldi burc-i evliyaya padişah-ı namidar" mısraları Kanuninin Bağdat fethi tarihini vermektedir. Bu dizedeki harf sayılarının toplamı 941 etmektedir buda hicri takvime göre Bağdat fetih tarihine denk gelmektedir.

Gizli ve sırlı söylemlerin yöntemi olan ebced hesabını anlatmaya çalıştık umarım faydalı olmuştur.

Ata Sporu Atlı Cirit Nasıl Oynanır

By Ayrıntı Blog → 27 Nisan 2015 Pazartesi
Karşılıklı iki takım halindeki binicilerini birbirlerine cirit adı verilen sopaları atarak oynadıkları bir bincilik oyunudur. İlk defa Orta Asya kavimleri tarafındın oynan bu oyun, at üzerende ve cirit (Arapça cerid) adı verilen aşağı yukarı 1 metre uzunluğundaki kurutulmuş oldukça ağır ve kalınca sopalarla oynanır.

Takımlar birbirlerinden 100 metre kadar uzaklıkta karşılıklı olarak dizilirler. Oyun, takımlardan birinin herhangi bir oyuncusunun atını ileriye sürerek karşı takının oyuncularına siz ve hareketleri ile meydan okumasıyla başlar. Bunun üzerine karşı takımdan bir oyuncu süratle ileriye fırlayarak ciriti atar ve onu vurmaya çalışır. Ciriti attıktan sonra da hızla giden atını durdurup tekrar kendi arkadaşlarına doğru kaçmaya başlar. Üzerine cirit atılan oyuncu ciritten kurtulmaya veya ciriti yakalamaya çalışır. Bu esnada kendi takım arkadaşlarından bir tanesi ortaya fırlayarak rakip takımın kaçan oyuncusunu kovalar ve cirit atar ve geri geri kaçmaya başlar. Oyun bu şekilde karşılıklı kaçmaca ve kovalamaca şeklinde devam eder. Oyuncuların ellerindeki bütün ciritler bittiğinde hangi takım daha çok cirit isabet ettirmişe o takım oyunu kazanır.
Cirit atılırken tek hedef at sırtındaki binicidir. Cirit oyuncuya isabet ederse 1 sayı kazanılır. Ata isabet ederse ciriti atan kişi oyun dışı kalır. Bu sebeple biniciler kendilerine atılan ciritlerden kurtulmak veya onları havada yakalamak için hızla koşan at üzerinde çeşitli hareketler yaparlar. Böylesine hareketler yapmak cesaretli, dengeli ve ata çok iyi şekilde hakim olmayı gerekli kılmaktadır.

 Eski Türklerde çok sevilen ve savaşlara hazırlayıcı bir oyun olan cirit Osmanlı İmparatorluğu zamanında da oldukça yaygındı. Ölüm ve yaralanmaların çok sayıda olmasıyla 1820'li yıllarda 2. Mahmut tarafından yasaklandı. Fakat yasağa rağmen oynanmasına engel olunamadı. Atlı cirit günümüzde hala Anadolu'nun birçok yerinde oynanmaktadır.

Neden Bozuk Para

By Ayrıntı Blog → 29 Mart 2015 Pazar
madeni paralar


Madeni paralar, Lidyalıların parayı bulmasıyla birlikte hayatımıza girdi. Lidyalılardan daha eski medeniyetler olan Sümer ve Mısır’da da para kullanıldığına dair bilgiler mevcuttur. Ama kesin kaynaklara dayanarak söylenen ise paranın günümüzdekine benzer kullanımı ilk defa Lidyalılar zamanında olmuş. Tarihçi Herodot gümüş ve altını para olarak ilk tercih eden uygarlığın Lidyalılar olduğunu söyler. O dönemde para kelimesi yerine “sikke” kelimesi kullanılmaktaydı. Sikkeler  altın gümüş bakır, nikel, tunç, ve aliminyumdan olabilmektedir. Hatta bazıları birkaç elementin birleşiminden yapılmaktadır.

Peki, hiç düşündünüz mü madeni paralara neden bozuk para deriz? Bu yazımda da sizler ile bu ince ayrıntıyı paylaşmak istiyorum.

tarihi paralar
Yazımın başında da belirtiğim gibi Lidyalılar parayı bulduktan sonra değişim aracı olarak para günlük hayatta kullanılmaya başlandı. Özellikle değerli madenlerden yapılan paralar kolay yoldan para kazanmak isteyen insanlar için hedef haline geldi. Değerli madenlerden yani bakır, gümüş, altın gibi madenlerden yapılan paraları bazı insanlar kenarlarından yontmaya başladı. Bu şekilde madeni paraların bir kısmını törpüleyerek paranın bir kısmını almış oldular. Törpüleyerek aldıkları paraları tekrardan eritip sattılar.

Bu törpüleyip kar etme durumu öyle bir hal aldı ki, (zaten o zamanın paraları tam olarak yuvarlak değildi) bu törpüleme işlemleri sonrasında paranın değeri azaldı ve görünümü oldukça değişti. Bu durumdan bu paraları alan halk veya esnaflar tekrar paralar ile bir şey satın almaya çalıştıklarında paraları elinde kaldı. Hatta bir dönem insanlar ellerinde minik terazilerle gezmeye ve alış veriş yaptıkları paraları tartmaya başladılar. Törpülenmiş paralar gerçek paralara oranla daha hafif gelmekteydi. Tartıda hafif gelen paralar bozuk para olarak kabul ediliyor ve alış veriş aracı olarak kullanılmıyordu.

İşte bu halk arasında madeni paralar için bozuk para değimi buradan gelmektedir. Tarihi süreç içerisinde bu törpüleyerek yontma işlemine karşı tartı dışında başka yöntemler geliştirildi. En basit ve kolay yöntem olarak ise madeni paraların kenarlarına bir dizi çentikler  (günümüzdeki paralardaki gibi tırtıklar) yapıldı. Bu sayede bir kişi parayı törpülediğinde kolayca anlaşılmaktaydı. Günümüzde paralarda bu çentikler bir çok parada kullanılmaktadır. Hala devam eden bu teknik töpülemeye karşı bir önlem değil gelenek haline geldiği içindir. Zira günümüzde kullanılan metal paralar değerli madenlerden yapılmamaktadır.
para kolyeksiyonu


Bu yazımda bozuk para kelimesi nereden geliyor, tarihi temelleri nedir, anlatmaya çalıştım. Başka bir ayrıntı yazısında buluşmak dileğiyle...

Ya Nasip Ya Kısmet

By Ayrıntı Blog → 22 Mart 2015 Pazar
Barış MANÇO, şüphesiz Türk ve dünya tarihine ismini altın harflerle kazımış büyük sanatçı. Onun eserleri sadece eğlence için yapılmamış her biri kültür ve tarihin izlerini taşıyan birer şaheser niteliğindeydi.

Bu yazımızda Barış MANÇO'nun Ahmet Beyin Ceketi isimli şarkısının şifrelerini çözmeye çalışacağız.

Şarkıyı daha önce dinlememişler için aşağıda paylaşıyorum.



Bu şarkıdaki Kul Ahmet'in hikayesi aslında çok esiklere dayanmaktadır. Eskiden dervişler kefenlerini başlarının üzerinde taşırlardı. Hepimizin bildiği sarıklar sadece bir giysi görevinden hariç derviş öldüğünde çözülür ve kefen olarak kullanılırdı. Başlarının üzerinde veya sırtlarında kefen taşıyan kişiler ölümü hatırlıyor ve ölümün her an insanın yanı başında olduğunu hatırlatıyordu. 

Bu uhrevi işlevinin dışında Osmanlı döneminde insanların savaştan savaşa koştuğunu düşünürsek kefenlerini yanlarında taşımaları kadar doğal bir durum olamaz. Barış MANÇO'nun Ahmet Beyin Ceketi isimli şarısı günümüze uyarlanmış bir halidir. İçerisinde çok önemli bilgiler veren bu şakıyı gelin yakından inceleyelim. 

Barış'ın günümüze uyarladığı kişi derviş değil ama dervişler gibi bir yaşam süren bir şahıstır bu yüzden de kul denilmiştir. Kefen yerine ceket giyen kişinin bu ceketi sıcak havalarda giymesine anlam verilememektedir. Ölen kişinin üzerine örtüp kefen görevi yerine kullanılmasıyla ceketin hikmetinin ortaya çıktığını görüyoruz. Barış MANÇO burada bizim kültürümüzün bir parçasını bizlere hatırlatmaktadır.

Ayrıca ya nasip ya kısmet sözü ile ne kastetmek istediğine gelirsek, öncelikli olarak bu ikisi arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. Kısmet olma veya olmama ihtimali olan olaylar şeyler için kullanılır. Nasip ise kesinlikle gerçekleşecek ama nasıl ve ne zaman olacağı belli olmayan işler için kullanılmıştır. Akşam yatmadan önce Sabaha ya kısmet demekle uyuyupta uyanamak var anlamında, uyandıktan sonra ise ya nasip demekle de çalışma öncesi besmele niteliğinde ve bu gün ölüm kimin kapısını çalacak şeklinde bir sorgulama vardır. 

Yazımızı bu şarkının sözleri ile bitirmek istiyorum. Sonunda herkes anladı ya nasip, ya kısmeti...

Zeka ve Strateji Oyunu Türk Mangalası

By Ayrıntı Blog →
türk mangalası
Bu günkü yazımda son zamanlarda popülaritesi artan oyunlardan bir tanesi olan, zeka ve stratejiye dayanan Türk oyunu mangala hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. Mangala nedir? Mangala nasıl oynanır? Mangla oyun kuralları nelerdir? Gibi soruların yanıtlarını bu yazımız sayesinde cevaplayacağız.

Mangalanın Tarihi Kökenleri

Mangala oyunun tekrar gün ışığına çıkarılmasında tarihi kayıtların incelenmesi ve araştırmalar büyük rol oynamıştır.  Tarihi araştırmalara dayanarak şunlar söylenebilir ki mangala oyununu Sakalar, Hunlar ve Göktürkler tarafından oynan oynanmıştır.  Mangala günümüz kahve kültürünün oluştuğu 1500 lü yılları resmedilen önemli iki kaynakta da geçen tek oyundur.
manglanın tarihi
Mangala dünyanın bir çok ülkesinde farklı kurallarla oynanmakla beraber oyun kurallarında temel farklar bulunmaktadır. Türkler oynadıkları mangala taşlarına asker ve kuyulara kale gözü ile bakmışlar, ayrıca haznelere karargah demişlerdir ve oyun kurallarını buna göre oluşturmuşlardır. Farklı kültürlerde bu taşlara tohum ismi verilmiştir ve taşları hareket ettirme işlemine tohum saçma gibi isimlendirmeler verilmiştir. Bu da kültür farklarının oyun anlayışına yansımasının en güzel örneklerindendir.

Türk mangalasını diğer mangala türlerinden ayıran temel özelliklerden bir tanesi de kendi kuyusunda 1 taş bırakma kuralıdır. Bu kural diğer mangala türlerinde yoktur. Bu özellik Türk sosyal hayatının yansıması olan evi, baba ocağını terk etmeme, vatana sahip çıkama olarak anlamlandırılmaktadır.
Araştırmalara göre mangla oyunu bazı özelliklerin gelişimi için uygun bir oyundur. Bu özellikler kurnazlık, uyanıklık, önceden görme, esneklik, direnme, sağduyu  ve hafızadır.

Mangala Oyunu İçin Gerekli Malzemeler

mangla
Mangla oyunu için çok fazla bir ekipman gerekmemektedir. 6 şar adet kuyu ve toplam 48 adet taş bu oyunu oynamak için yeterlidir. Kuyular ve hazine alanı geçmişte kayalara veya tahtalara oyulmuştur. Günümüzde plastik malzemelerden yapılmaktadır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi toprak zemine kazılacak 12 kuyu ve 48 taş ile her yerde oynanabilir.

Mangala Nasıl Oynanır?

Mangala karşılıklı 2 kişi tarafından oynanır. Oyun tahtası üzerinde 6’şar adet olarak toplam 12 kuyu ve her oyuncuya ait taşlarını toplayacağı büyük bir hazine alanı bulunmaktadır. Mangalada 48 adet taş bulunmaktadır. Senin taşın benim taşım yok, benim alanım senin alanın vardır.
Oyuncular 48 adet taşları her kuyuya 4’er adet gelecek şekilde dağıtırlar. Kendi önünde bulunan alan oyuncunun kendi bölgesidir. Karşıda yer alan kuyular ise rakip oyuncunun alanıdır. Oyunun amacı olarak oyuncular kendi hazine alanlarında en çok taşı biriktirmeye çalışırlar ve en çok taşı biriktiren kişi seti kazanmış olur. Mangala oyununa ilk başlama hakkı kura ile belirlenir.

Mangla Oyun Kuralları

Türk Mangalasında  4 ana kural bulunmaktadır. Türk Mangalasında son taş her zaman oyunun gidişatını belirleyicidir.

mangala

Kural 1: Başlama hakkına sahip oyuncu (kura ile belirlenir) kendi bölgesinde bulunan herhangi bir kuyudan 4 adet taşı alır ve 1 tanesini kendi kuyusuna bırakır, elindeki diğer taşları her kuyuya 1 adet koyacak şekilde sağa doğru dağıtır. Elindeki son taş kendi hazinesine denk gelmişse oynama hakkı yine kendisindedir. Eğer son taş kendi haznesine gelmişse oyun sırası rakibe geçer. Oyuncunu haznesinde tek taş kalmışsa sıra geldiğinde bu taşı yan hazneye taşıyabilir.

Kural 2: Oyuncu taşlarını kuyulara bırakırken haznesine taş koyduktan sonra elinde taş kalırsa rakibin kuyularına taş bırakmaya devam eder.  Son koyduğu taş rakip oyuncunun kuyusundaki taşları çift yaparsa (2-4-6-8 gibi) o kuyudaki tüm taşları kendi haznesine alır. Oynama sırası rakip oyuncuya geçer

Kural 3: Oyuncu taşları kendi kuyularına dağıtırken elindeki son taş kendi boş kuyusuna denk gelirse hem bu kuyunun karşısındaki rakip kuyunun taşlarını hem de kendi kuyusundaki taşı alarak hazinesine koyar. Oynama sırası rakibe geçer.

Kural 4: Herhangi bir oyuncunun alanında taş kalmazsa oyun seti biter. Oyunda kendi bölgesindeki taşları ilk biten oyuncu rakibin kalan taşlarının sahibi de olur. Bu şekilde oyunun heyecanı hiç eksilmez.

Mangalada Puanlama

Mangala oyunu toplamda 5 set olarak oynanmaktadır.
Seti kazanan oyuncu 1 Puan alır. Kaybeden oyuncu puan alamaz. Berabere biten oyunlarda her iki oyuncuda yarım puan (0,5) alır.