Browsing "Older Posts"

Gösterilen Kategori " genel "

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

By Ayrıntı Blog → 7 Aralık 2016 Çarşamba
haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
haydar-colakoglu-teb
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Aracın Benzin Deposu Nerde?

By Ayrıntı Blog → 16 Kasım 2015 Pazartesi
Bu yazımızda bir çoğumuzun karıştırdığı araçların benzin deposunun nerede olduğu konusuna değineceğiz. Kendi kullandığımız veya emaneten aldığımız bir araçta benzin istasyonuna yaklaştığınızda sizlerde benim gibi depo kapağının yerini karıştırıyor olabilirsiniz.

Bu konuyu aslında araç sürücüleri için kolay hale getirmek için firmalar (en azından büyük çoğunluğu) arabaların gösterge panellerine yakıt deposunun bulunduğu yeri işaret eden ok işaretleri koymuştur. Gösterge paneline bakarak karıştırdığınız depo kapağı yerini hatırlamak için uğraşmak zorunda kalmayacaksınız.

Yukarıda bahsettiğim durum maalesef her araç için geçerli değil. Mesela kendi kullandığım Opel Corsa bu küçük ayrıntı konusunda sınıfta kalmış durumda. Bu ayrıntıyı blog okurlarımla paylaşmak istedim. Belki bu küçük ok işaretleri sizin arabanızda da vardır dikkatli bakın...


Ateşböceği Nasıl Işık Saçar?

By Ayrıntı Blog → 5 Temmuz 2015 Pazar
Ateşböceği, Coleoptera (kınkanatlılar) takımının Lampyridea (ateşböceğigiller) familyasında, ışık saçan gece böceklerinin ortak adıdır. Tropik ve ılıman bölgelerde yaşayan 1900 kadar türünün olduğu sanılmaktadır. Gerçek ateşböceklerinin aksine uzun süreli ışık saçan kandilböceklerine de bazen ateşböceği denildiği olur. Ateşböcekleri kısa süreli ve kesik kesik ışık saçan bir tür olarak ayırt edilmektedir. Lampyridea familyasının en iyi biline türü Avrasya ateşböcekleridir (Lampyris noctiluca). Bu türün erkeği kanatlı ve iri petek gözlüdür, dişinin kanatları yoktur ve petek gözleri ise daha küçüktür.


Gerçek ateşböcekleri, uzunlukları 5-25 mm arasında değişen ve karınlarının son bölütlerinde özel ışık organları bulunan yumuşak gövdeli kınkanatlılardır. Yassı, koyu kahverengi ya da siyah renkli gövdeleririnde genellikle yer yer turuncu yada sarı lekeler bulunur. Bazı türlerin yalnız erkeği uçucudur, uzun ve yassı larvaları andırır ve dişleri ise kanatsızdır. Buna karşılık bazı türlerde hem erkek, hem dişi ateşböceği kanatlı ve ışık saçmaktadır. Ateşböceklerinin yetişkinleri çiçek tozu ve balözüyle beslenir. Bazı türlerin larvaları kurtçuklar, salyangoz ve sümüklü böceklerle beslenir. Avların vücuduna sindirimi kolaylaştırıcı bir sıvı salgılarlar ve bu sayede onları içlerine çekerler. Bazı türlerde larva döneminde bile ışık saçtıkları görülmektedir. 

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere ateş böcekleri genellikle kısa aralıklarla yanıp sönen bir ışık saçarlar, bu ışığın yanıp sönme ritmi erke ile dişinin buluşmasını sağlayan bir tür işaret sistemidir ve diğer ışık saçan böceklerden ayırt edici bir özelliktir. Bazı araştırmacılar bu parıltının bir saldırgana ateşböceğinin acımsı tadını hatırlattığını için bir tür savunma mekanizması olarak işlevi olduğunu da söylemektedirler. Bu savunma sistemlerine karşın bir çok kurbanın hedefi olmaktan da kurtulamazlar. 

Ateşböcekleri nasıl ışık saçar?

Ateşböcekleri yanlızca tayfın görülebilir bölgesinde ışık yayarlar ve bu ışık çok sayıda hava borusuyla donatılmış, fotosit denen özel hücrelerin içinde sinir sisteminin denetimi altında oluşur.

Kara Delikler ve Evren

By Ayrıntı Blog → 29 Mayıs 2015 Cuma
Kara deliklerde ne var?

 İnsanlığın bir türlü çözüm bulamadığı ulaşılması zor bilgilerden biri de karadelikler konusudur. Acaba sönmüş güneşlerden meydana gelen ve etrafındaki her şeyi içine çeken hatta ışığı bile sömüren karadeliklerin içinde neler var? Bu sorunun cevabını merak etmeyen hiç kimse yok gibidir.
kara delikler
 Bu kara deliklerin yörüngesinden geçen ışık bile kurtulamıyor. Sönmüş güneşler insan için ulaşılması şu anki teknolojiyle imkansız bir muamma olarak kalacak. Samanyolu galaksimizde 100 milyar yıldız olduğu düşünüldüğünde kara deliklerin 100 milyon adet olabileceği düşünülmektedir. Fakat ışık hızının saniyede 300 bin kilometre olduğu düşünüldüğünde en yakın kara deliğe seyahat etmemiz için binlerce ışık yılı gerekiyor. 1 saniyede 300 bin kilometre alınan bir zaman ölçüsünde yıl hesabı yapmak akıllara durgunluk veriyor bu hesaba binlerce yıl katmak ise daha karmaşık problemlere yol açıyor…

 Fakat karadeliklere ulaşmak  her ne kadar mümkün olmasa da yine de karadeliklerin içinde yüksek radyasyonların olduğunu tahmin etmek veya ön görmek zor değil. Güneşimizden 1 milyon kere daha büyük olan bir kara delik etrafındaki her şeyi yutuyor.

milyonlarca derece sıcaklık radyasyon enerji akımları barındıran kara delikler insan için en azından şu anki teknoloji ile ulaşılması imkansız bir giz olarak kalmaya devam edecek…


 Şu an için kara deliğe doğru gönderilecek herhangi bir uzay mekiğinin en az 10 bin ışık yılı sonra dünyaya geri gelebileceği düşünülüyor. Şu ana kadar karadeliğin içine giren hiçbir şeyin geri dönemediğini de hesaba katarsak kara delik gizinin aralanması önümüzdeki 100 bin yıl için pek de olası değil…

Çin Ordusu Akıllı Saat Uygulamasını Yasakladı

By Ayrıntı Blog → 18 Mayıs 2015 Pazartesi
çin ordusundan resimler
Elektronik donanım üretiminde dünyada en büyük güce sahip ülkelerden biri olan Çin kendi ordusuna akıllı saat ve giyilebilir teknolojilerin kullanımını yasakladı…

 Çin Halk kurtuluş örtüsü ordusu resmi gazetesinde yer alan bilgiye göre orduda görevli bir askerin hediye olarak aldığı akıllı saat ile arkadaşlarının fotoğrafını çekmeye çalışması komutanlarının şüphesini çekti ve bu durumun güvenlik açıklarına neden olacağı gerekçesiyle bu konu görüşüldü…

 Çin'in devlet sırlarının korunmasına yönelik bir çeşit önlem olarak düşünülen giyilebilir teknoloji ve akıllı saat kullanımının yasaklanması girişimi resmi gazeteye şu cümlelerle yansıdı;
bir askerin yüksek çözünürlüklü ses ve görüntü kayıt özelliği olan bir cihaz üzerinde taşıdığı andan itibaren takip edilebilmesi ve askeri sırları ifşa etmesi çok olası bir durumdur denildi…

 İngiltere savunma araştırmaları yapan bir kuruluşun sözcüsü de bu kararın doğru olduğunu belirterek giyilebilir teknolojilerin askeri personellerin kullanımına yasaklanması gerektiğini vurguladı.

Geçmiş yıllarda Google Earth üzerinden askeri bölgelerin gösterimi konusunda yine tartışma yaratan Çin; askeri güvenliğini had safhada tutmak için özellikle Google Earth üzerinden görülen askeri bölgelerin üzerinin karartılmasını sağlamıştı.


Yeni uygulama ile Çin ordusu personelleri giyilebilir teknoloji ve akıllı saatleri kullanamayacak. İnternete bağlanabilen tüm cihazlar için de aynı yasaklama söz konusu olacak…

Suyun Hafızası!

By Ayrıntı Blog → 17 Mayıs 2015 Pazar
suyun damlama hali
Bir Fransız bilim insanı olan Dr. Jacques Benveniste yaptığı bazı araştırmalarda ilginç bulgular elde etmiş:

Bu bulgulara göre   DNA hücreleri belirli bir frekansta  (ışık) yayıyor. Birbirinden farklı hücrelerin de farklı frekansta titreştiklerini belirleyen Dr. Jacques Benveniste’nin buluşuna göre ; birbirinden farklı titreşimler yayan iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturuyorlar… Dr. Jacques Benveniste 35 yıl öncesinde yaptığı bazı araştırmalarda suyun da bir hafızası olduğunu keşfetmiş. Keşifleri ilginç sonuçlar doğuran Dr. Jacques Benveniste zehirli olmayan bir suya zehir değil de zehrin frekansını yükleyince suyun zehirlendiğini gözlemlemiş. Suya attığı sineklerin tek tek öldüğünü gören Dr. Bu buluşu ile suyun davranışlarına bakarak suyun da bir hafızaya sahip olduğunu ortaya koymuş.


Bedenimizin yüzde 85'inin su olduğu düşünülürse düşüncelerimizin ne kadar da yaşamımızı etkilediğini görebiliriz. Japon bilim adamı da bu savı destekliyor ve şöyle diyor: "İçinde su olan şişenin üstüne yazılmış veya sözle söylenmiş sözler ve hatta düşünceler suyun yapısını etkileyebilmektedir diyor. Su çevreden etkilenen narin bir yapı… Kötü düşünceler suyun kristal yapısını bozuyor… İyi dilekler ve düşünceler de farklı frekanslar yayarak suyun yapısını düzeltebiliyor. Evrendeki her şeyin son derece hassas bir yapıda olduğunu ve her şeyin birbirini etkileyebildiğini hayretleri içinde görebiliyoruz. 

Yüzyıllar öncesinde Kızılderili kabilelerin uzak haberleşme aracı olarak kullandıkları ağaçlar da bunu gösteriyor. Karşı kabiledeki biri ile haberleşmek isteyen kişi bir ağaca fısıldar ve karşı tarafa sözlerini karşı kabiledeki aynı cins ağacı dinleyen kişiye eksiksiz iletirmiş. Basit olarak saksıda bitki yetiştirenlerin bildiği gibi bitki ile konuşmak ona güzel sözler söylemek bitkinin yetişmesinde ve canlanmasında rol oynamakta…

Dünyanın En Zeki 3 Dolandırıcısı

By Ayrıntı Blog → 10 Mayıs 2015 Pazar
Bu makalede ilginç ve eğlendirici bulabileceğiniz dünyanın en zeki 3 dolandırıcısının hayat hikayelerini ve insanları nasıl dolandırdıklarını okuyacaksınız.

Sülün Osman ( 1923-1984)
Dolandırıcılar kralı olarak bilinen Sülün Osman 1960 yılında Beyoğlu’nda tramvayı ve Eminönü meydanındaki saati ve Galata Kulesi’ni satmayı başarmıştı. Saf vatandaşları çok büyük bir beceri ile avlayan Sülün Osman bu akıl almaz dolandırıcılıkları ile efsane haline geldi.
Alın teri ile Yaşamak konulu konferansın da sahibidir. Konferansında “beni dolandırmayı düşünenleri dolandırdım. Aslında dolandırdığım kişiler de dolandırıcı idi diyerek kendini savunuyor ve ekliyor:

"Gece vakti kuyumcunun önünde elimde sahte bileziklerle duruyorum. Bileziğin değeri 1000 TL. Ben bana yaklaşan adama bu bileziği 300 TL ye satacağımı çünkü karımın ameliyat masasında olduğunu ve acilen doktora 300 TL ödemem gerektiğini söylüyorum. Tam o sırada benim adamım geliyor ve bileziği almak istediğini söylüyor. Kurnaz fırsatçı da 700 TL kar edeceğini düşünerek benim çaresizliğimi kullanıp 300 lirayı veriyor. Sabah kuyumcuya gittiğinde de bileziğin sahte olduğunu anlayıp şikayet ediyor”  demiş.

Gregor Mac Gregor (1786-1845)
İsskoçyalı Gregor Mac Gregor  tüm dünyayı var olmayan bir ülkenin varlığına inandırdı ve kendini o ülkenin kralı olarak gösterdi. Monte Cristo Kontu filmindeki hikaye gibi… MacGregor bu ülkede zengin yeraltı ve yer üstü kaynakların bulunduğunu belirtti ve ülkenin haritasını bile çizdi. Zengin dostlarına hisse senetlerini ve aslında olmayan toprakları satan Gregor Poyasis adını verdiği hayali ülkenin topraklarını satarak çok zengin olmayı başardı ancak insanların o ülkeye seyahat etmek istemeleri ve seyahat hazırlıkları yapmaları bu oyunun da sonunu getirdi.

Gerd Heidemann (1932-?)

Arkadaşı ile birlikte Hitlerin Günlüğü’nü hazırlayan bu zat günlüğü tam 6 milyon dolara Stern dergisine satmayı başardı…

Ağlayan Bebeği Susturmanın Yolları

By Ayrıntı Blog → 1 Mayıs 2015 Cuma

Ağlayan Bebeği Susturmanın Yolları

Annelerin bebekleri ile uğraşırken en çok sıkıntı çektiği durumlardan birisi bebeğin ağlamasıdır. Öyle ki birçok anne bebeği ile birlikte oturup ağlayacak kadar çaresiz kalmaktadır. Yeni anne adayları bebeklerini nasıl susturabileceğini bilemeyebilirler. Bu yazımızda sizlere ağlayan bebeği susturmanın yolları hakkında bazı öneriler sunarak işinizi kolaylaştırmaya çalışacağız.
Bebeğiniz ağlıyorsa ona ilk olarak sevginizi göstermeye çalışın ve saçlarını okşayarak sakinleşmesine yardımcı olun.

-Ağlayan bebeğinizin göbeğine (gaz için) ve ayaklarına masaj yapmak da rahatlamasını sağlayabilir.

-Bebeğinize şarkı söyleyerek ya da yüzünüze gülmesini sağlayacak komik şekiller vererek de sakinleşmesini sağlayabilirsiniz.

-Deneyebileceğiniz diğer yöntemlerden birisi ise elektrik süpürgesini ya da fön makinesini çalıştırarak onun dikkatini dağıtmaktır.

-Bebeğinizin ağlamasını durdurmak ve rahatlamasını sağlamak için banyo yaptırmanız da faydalı olacaktır.

-Mümkünse güzel havalarda bebeğinizi dışarı çıkararak arabayla ya da kucağınızda geziler yapın. Hava almak, farklı insanlar görmek ya da sevimli hayvanlar görmek de bebeğinizi rahatlatabilir.

Ağlayan bebeği susturmanın yolları arasında deneyebileceğiniz kolay yöntemlerden bahsettik. Bebeğiniz aç veya uykusuz değilse bu yöntemlerden birini ya da birkaçını uyguladığınızda muhtemelen sakinleşecektir. Ancak bebeğiniz hala susmuyorsa nedeni bir rahatsızlık olabilir ki bu genellikle gazdır. Bağırsak oluşumu tamamlana kadar bu ağlamaları azaltıcı önlemler almak gerekebilir. Bu gibi çok şiddetli ve geçmek bilmiyorsa bir hekime göstererek kontrol ettirmeniz daha sonra yaşanacak olumsuzlukların önüne geçmek adına önemlidir. Ağlayan bebeklerin dikkatini dağıtmak için farklı yöntemler denemek her daim başarılı olacaktır. Önemli olan bebeğinizin nelere karşı ilgi duyacağını tahmin etmek ve nelerin onu mutlu ettiğini bilmektir. 

Kriya Yoga Nedir

By Ayrıntı Blog → 28 Nisan 2015 Salı
Kriya Yoga Tanrıya ulaşmanın en kısa metodudur kısa tabirle. Biz insanlar yeryüzüne gelirken geliş amacımızı sorgulamak ve bu sorunun cevabını bulmakla mükellefiz. Kriya Yogada bu sorguyu yapmış ama henüz çözüm bulamamış arayıcılara yol göstermek amacını güden bir meditasyon ekolüdür.
Meditasyon nedir?
Dış dünyadan ve onun çağrışımlarından soyutlanarak derin tefekküre dalmak ve vücudumuzda saklı olan 7 çakrayı açarak en son alnımızın ortasında var kabul edilen 3. Gözü açma ve astral alemlere geçiş yapmak ve fiziksel dünyanın dışındaki evrenleri idrak etmek çabasıdır.
kriya yoga
Meditasyonun Geçerliliği nedir?
Binlere yıldır uzak doğu bilgeleri tarafından uygulanan bu yolla geçici dünyanın ihtirasları zevkleri ve acılarının da geçici olduğu idrakine varılır. Sözle bilmek başka bir şeydir, meditasyonla bilmek ise başka.
Birinde sözü taşımak vardır diğerinde deneyimlemek. Buddha M.Ö 2000li yıllarca yaşayan ve meditasyonun öncüsü olan bilge bir insandır. Sözleri binlerce yıldır dilden dile dolaşmaktadır. Kendini ara, kendini bul, kendini tanı gibi öğütler bizim tasavvufta da aynen geçerlidir.
Meditasyonun amacı kişinin kendini idrak etmesinden başka bir şey değildir. Kendini idrak eden amacını da idrak eder yaratıcısını da idrak eder. Budha’nın ölümünden sonra heykellerinin yapılması ve onun çerçevesinde oluşturulan yapay bir din, insanın kendi gerçekliğine ulaşmasında bir engel teşkil ediyor. Budha bir tanrı değil, bir insandır. Kendisini tanrıyı bulmaya adamış bir insandır.

Kriya Yoga’nın meditasyonla ilişkisi
Kriya yoga bir din değildir. Sadece bir metottur. İnzivaya çekilerek derin tefekküre dalma metodu. 3. Göz astral alemlere odaklıdır. Kriya yoga metodunu iyi niyetli ve kendini yaratıcıyı bulmaya adamış insanlar tarafından uygulanabilir. Tamamen dünya ile ve dünyanın geçici zevkleri ile hayatını heba eden insanlar için değildir. Kriya yoga ustaları her dinden insanı kabul ederler. Tek şartları belirli bir disiplin iyi bir niyet samimi bir adanıştır.

Tasavvuf ve Kriya Yoga
Tasavvuf dünyasında müritler 7 kapalı bölgeyi yani letaifi açmayı hedeflerler. Bunun için nefisleri ile mücadele ederler.  Bir müddet ibadet ve zikir yaparak bazı keşif ve seyir mertebelerine ulaşırlar. Tasavvufta zikir; zihnin dağılmasını engellemek ve kişiyi “an”da tutmak için kullanılır.
Kriya yogada ise zikrin karşılığı mantradır. AUM ya da “om” mantrası yaratan –yaşatan ve yok eden tekliği temsil eder.

Çay ve Çay Bitkisi Hakkında Her Şey

By Ayrıntı Blog → 25 Nisan 2015 Cumartesi
Türk halkının vazgeçilmezi haline gelen çayın tarihini ve çay bitkisinin özelliklerini anlatamaya çalışacağız çay hakkındaki bilmediklerinizi öğrenmek için bir bardak çay alın ve yazımızı çayınızı yudumlayarak okumaya devam edin.
çay filizi
Çiçekli bitkiler sınıfından çift çenekliler alt sınıfının çaygiller familyasından ağaççık şeklinde çok yıllık bir bitkidir. Ağaççığın boyun genellikler 1 ila 2 metre arasında değişmekle beraber yabani olanları 10 metreye kadar büyümektedir.

Çay bitkisinin asıl adına Thea denir. Birçok çeşidi olmakla birlikte ekonomik önemi olan ve tarımı yapılan çay türü Thea sinensis L dir. Çayın anavatanı Çin ve Vietnam olarak bilinir ama tam olarak çıkış kaynağı ise bu iki bölge arasındaki Birmanya adı verilen yerdir ve dünyaya da buradan yayılmıştır. Anavatanı gibi nispeten ılıman ve çok yağışlı bölgelere son derece iyi adapte olmuştur.
Çayın ürün olarak en önemli yeri tütünde olduğu gibi yaprakları veya uç sürgün yerleridir. Çünkü ekonomik olarak önem arz eden ürün buralardan sağlanmaktadır. İşlenen ve kurutulan yapraklar demlenerek içilir. Çay yaprakları dallar üzerinde dizili şekildedir. Yapraklar kısa saplı, sert dokulu, ucu sivri ve kenarları tırtıklıdır.

Çay bitkisinin dal ve filizlerinin üzerinde değişik büyüklük ve sayılarda çiçekler bulunur. Çay bitkisi aşağı yukarı 100 yıl kadar yaşar fakat 50 yıldan sonra verim düşmeye başlar.

Çay bahçelerinin dikimi 2 şekilde yapılır. Birincisi tohumdan çay fidanlarının yerleştirilmesi seklinde yapılır. İkincisi ise vegetatif denilen köklü çay çeliklerinin dikilmesidir.  Birinci yöntem daha çok ıslah ve iyileştirme çalışmalarında kullanılan yöntemdir.  Geniş alanlardan oluşan çay bahçeleri için ise ikinci yöntem tercih edilir. Çay ekildikten sonra 5-6 yıl içerisinde ürün alınmaya başlanabilir.
Çay üretimi bilgi, dikkat ve beceri isteyen bir iştir. Çay fidanlarının sürgün veren yerleri toplanırken çok dikkat edilmelidir. Yapılacak yanlış toplama ve yetiştirme usulleri çay kalitesi bakımından çok önemlidir.  Çok fazla yaprak ve sürgün koparmak çay kalitesi kadar çay bitkisinin ömrü içinde sakıncalıdır.


Ülkemizde neredeyse vazgeçilmezlerden olan çayın Türkiye’deki mazisi çok eski değildir. İlk defa Rıza ERTEN tarafından 1917’de memleketimize getirilmiş ve Zihni DERİN tarafından çok büyük gayret ve emeklerle Doğu Karadeniz sahilinde yetiştirilmiştir. Türkiye’de ilk çay fabrikaları ise 1947-1948 yıllarında açılmıştır.

Gayb Nedir

By Ayrıntı Blog → 22 Nisan 2015 Çarşamba
gayb
Gayb kelimesinin bir kaç yerde yanlış kullanılmasına şahit olduktan sonra bu konuyu kısa ve net olarak açıklamak istedim. Bu açıklama kendi bilgi ve deneyimlerim dışında araştırmalarımın sonucu olarak ortaya çıktı.

Duyularımızın, hislerimizin, aklımızın ve tecrübe (deneyim) ötesinde kalan şeyler olarak ifade edilebilir. Başka bir değişle Allah'tan başkasının ulaşamayacağı bilgi olarak ifade edilebilir. İnsan "gaybı" bilemez ve idrak edemez, Allah için ise gayb mevzu bahis değildir.

Gayb bazı kaynaklarda ikiye ayrılmıştır.

Birincisi Allah'tan başkasının kıyamet günü gibi şeyleri bilememesidir ve buna "mutlak gayb" da denilmektedir.

İkincisi ise, zaman ve mekan gibi farklılıklardan dolayı bazı kimselerin bildiğini bazılarının bilememesi durumudur. Bunlara da "izafi gayb" denir. Somut olarak örnekleyecek olursak bir yerde yağan yağmurdan başka yerdekilerin haberdar olmaması örnek verilebilir.

Birinciyi sadece Allah bilmesine karşın, ikinciyi Allah'ın bildirdiği sevgili kulları da bilebilirler. Gayb konusunda bilgi vermeye çalıştığımız yazımızın sonuna geldik umarım faydalı olabilmiştir.

Gümüş ve Özellikleri

By Ayrıntı Blog → 21 Nisan 2015 Salı
gümüş külçesi
Gümüş, beyaza yakın gri renkte, kolaş işlenebilen parlak ve değerli bir madendir. Sembolü Ag atom numarası 47, ağırlığı ise 107,88 dir. Kaynama noktası 2100 santigrat derecedir ve yoğunluğu 10,5 dir.

Gümüşün insan hayatındaki tarihini anlamak için yine arkeoloji bilminden faydalanıyoruz.  M.Ö 3000 yıllarından kalma gümüş eserlere rastlanmaktadır. Bu da bize gümüşün çok eski dönemlerden beri kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Gümüş genellikle prit, galen ve blend yataklarında bulunur. Esas itibarı ile gümüş yatakları gümüş miktarı bakımından fakirdir. Bu oranı anlatmak adına şunu söyleyebiliriz tonunda 2 kg yakın gümüş bulunan yataklar zengin sayılmaktadır. Ülkemizde gümüş yataklarına Bolkar, Gümüşdağ, Ergani ve Küre dağlarında rastlanmaktadır. Gümüş ayrıştırma işlemlerinde siyanür yönteminden yararlanılmaktadır.

Gümüşle bir çok alışım yapılabilmektedir en önemlileri altın, bakır ve platinle yaptığı alaşımlardır. Gümüş alaşımları ev eşyası ve süs eşyaları yapımında kullanılmaktadır. Gümüş bakır alaşımları para, madalya yapımında ve kuyumculuk sektöründe kullanılır. Bazı elektrik kontaklarında yapımında %50 oranında kullanılır. Ayrıca birçok kimya ve tıp aletinin yapımında , ayna yapımında da kullanılmaktadır. Gümüş bileşik ve alışımlarının geniş bir kullanma alanı vardır.

Dünya üretiminin büyük bir kısmı 1980'lere kadar Meksika ve Amerika Birleşik Devletlerinden sağlanmıştır. Kanada, Peru, Avustralya, Japonya, Bolivya, Belçika ve Fransa başlıca gümüş üreten ülkelerdendir. Türkiye ise gümüş bakımından zengin bir ülke olarak sayılmaz.

Bumerang Nedir Nasıl Geri Döner

By Ayrıntı Blog → 19 Nisan 2015 Pazar
Son zamanlarda televizyonlarda izlediğimiz çok güzel bir reklam olan Uludağ Gazoz reklamındaki yerli halkın yani Aborjinlerin avlanma silahı olan bumerangdan bahsetmek istiyorum.

Yıllar önce çocukluğumda karşılaştığım bu oyuncak aslında Avustralya yerlilerini kullandığı bir çeşit avlanma silahıdır. Bumeranglar öyle alelade silahlar değildir. Çok bilinenin aksine atıldığında geri dönenen bu aletin geri dönmeyen türleri de mevcuttur. Bumeranglar ister geri dönenleri olsun ister dönmeyenleri olsun döndürerek atılırlar.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi tüm bumeranglar fırlatıldıktan sonra geri gelmezler. Fırlatana geri dönen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborjinler tarafından kullanılmıştır. 

Aborjinler bu bumerangı savaşlarda, kuş türlerini avlamak için ve spor olarak kullanmışlardır. Aborjinlerin tarih öncesi dönemlerden beri bu aletleri kullandıkları bilinmektedir. Bumerangın İngilizcedeki bumerang olan ismi de birçok kelime gibi Aborjinleden geçmedir. Hatta kıtaya yeni ayak basan beyaz adam ilk defa gördüğü garip hayvanın adını sorduğunda aldığı cevap kanguru olmuştur. Kanguru kelimesi Aborjin dilinde bilmiyorum anlamındadır. Beyaz adamı anlayamayan yerlinin bilmiyorum cevabı günümüze kadar bir hayvanın isimi olarak gelmiştir. 

bumerang tipleri
Bumerang şeklinede ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin, Mısırda, Güney Hindistan'da, Endonezya'da ve Amerika'da tarihin ilk çağlarından beri kullanıldığı bilinmektedir. Bu tipteki bumeranglar daha uzun ve ağırdır. Genellikle av hayvanlarını öldürmede ve savaşlarda kullanılmıştır. Bu tipteki ağır ve büyük bumeranglar ağır yaralanmalara ve ölüme neden olmaktaydı. Daha etkili oması açısından bu tiptekilerin uçları sivriltilmiş veya kancalar takılmıştır. Aborjinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplan uzunlukları net bir ölçüsü olmamakla birlikte 50 ila 70 cm arasında değişmektedir. Ağırlıkları ise 300 ve 350 gram arasında değişmektedir. 

Bumeranglar genellikle okaliptüs ve akasya gibi sert ağaçların 90 dereceye kadar olan köşeli budaklarından yapılır. Bumerang uçlarındaki eğim ise yapım aşamasında veya yapıldıktan sonra ısıtılarak verilir. Günümüzde spor olarak yapılan ve kullanılan bumeranglar ise genellikle plastik malzemelerden yapılmıştır. 

Geri dönmeyen bumeranglar yere paralel şekilde ve döndürülerek atılırlar. Bu sayede dönüş etkisiyle tıpkı bir pervane gibi daha uzak mesafelere gider. Geri dönen bumeranglar da döndürülerek atılır. Fakat atışlar yere 45 derecelik açı ile yapılmalıdır ve bu tip bumerangların sağ elle mi yoksa sol elle mi atıldığı önemlidir. Sağ elle fırlatılan sağa, sol elle fırlatılanların sola doğru eğik olması gerekmektedir. Bu şekilde atılan bumerang dairesel bir yörünge çizer ve atan kişinin yakına geri döner.

Bumerangın bilimsel olarak geri dönmesi şu şekilde açıklanır. Dönmeye uygun aerodinamik şekli ve jiroskop gibi davranması onu atılan noktaya geri getirir. Bumerang havada belli bir hızla hareket ederken aynı zamanda döndüğünden üst kısma gelen havaya göre alttaki hava azdır. Çünkü dönme hareketinde bumerangın teğet hızı daireye teğet olacak şekilde yön değiştirmektedir. Bu hız üst kısımda bumerangın hareketi yönünde, alt kısımda ise ters yönde etki etmektedir. Üst kısımdaki hızının fazla olması, üst bölge için fazla kaldırma kuvvetinin uygulanmasına sebep olur. Bu da dönen bumerangın oluşturduğu daireyi, sağa eğik atılmışsa sola doğru devirmeye çalışır. Ancak kendi ekseni etrafında dönmesinden ileri gelen jiroskopik etki sayesinde çevrilmeyip, dairenin dik ekseni etrafında dönme yapar. Bu hareket neticesi dairenin yönü daima değişir ve neticede dairevi bir yörünge takip ederek ilk başlangıç noktasına yakın bir noktaya gelir.

Johann Wolfgang von GOETHE Kimdir

By Ayrıntı Blog → 17 Nisan 2015 Cuma
Alman edebiyatının dahi şair ve yazarıdır ve dünyanın en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir. Sert ve disiplinli bir adam olan babası Johann Gaspar Goethe tanınmış bir hukukçuydu. Babası aynı zamanda Alman İmparatorluğunun "İmparatorluk Müşaviri" dir. Hassas ve romantik bir kadın olduğu bilinen annesi Katherina Elisabeth Textor'da iyi tanınmış bir ailenin kızıydı. Evlendiklerinde annesi 17, babası ise 40 yaşındaydı. Goethe'nin azimli ve disiplinli çalışmayı babasından, hayal gücü ve duygusallığı annesinden aldığı söylenebilir.

Goethe çocukluğundan itibaren şiire ve edebiyata çok meraklıydı. Babasının isteği ve kontrolü altında özel öğretmenlerden dersler almıştır. Latince, Yunanca, İtalyanca, İngilizce, Fransızca İbranice dersleri almıştır. Bunun yanında resim ve müzik derslerine de gitmiştir. Leipzig'de başladığı hukuk öğrenimine sağlık nedenlerinden dolayı ara vermiş, daha sonra Stazbourg'da bu öğrenimini tamamlayarak hukuk diplomasını almıştır. Bir müddet babasının yanında avukatlık yapmış daha sonra avukatlığı bırakarak kendini tamamen edebiyata vermiştir.

Sanata ve edebiyata çok meraklı olan Weimar Grandükü, Carl August'un ısrarı üzerine onun danışmanlığını yapmıştır. Bu görevi yerine getirirken iktisat ve siyasetle ilgilenmiştir. Goethe'nin çalışmaları ve gayreti sayesinde Weimar bir sanat merkezi haline gelmiştir. Ayrıca Goethe Grandük ile birlikte Fransa seferine de çıkmıştır.

Hassas ve romantik bir insan olan Goethe hayatından kadın ve aşkı hiç eksik etmemiştir. Yaşadığı birçok aşk hikayesi eserlerine ilham kaynağı olmuştur. Gençlik yıllarında Alman edebilaytında gençlik çağı denilen romantik dönemin öncülüğünü yapmıştır. İtalya seyahatleri sonucunda fazlaca etkilenmiş, Yunan ve Roma dönemine hayranlık beslemiştir. Bu hayranlık onun eserlerine klasik ölçü olarak yansımıştır. Schiller'le olan yakın dostluğu onun sanatsal anlayışına ironik unsurlar katmıştır. Goethe Doğu (şark) Edebiyatıylada yakından ilgilenmiştir. İranlı şair Hafız ve Mevlana esin kaynağı olmuştur ve olgunluk döneminde yayınladığı eserine "Şark-Garp Divanı" adını vermiştir. Tarih ve efsane unsurlarını içeren tiyatro eserlerinde Shakespeare etkisi görülür.

Tarih, bilim ve felsefeye büyük önem vermiştir. Eserlerinin güzelliği kültür kaynaklarının zenginliğinden de gelmektedir. Eserlerined bir edebi eserde bulunması gereken bütün unsurlar vardır. Bu sebeple eserleri tüm dünya dillerine çevrilmiş, büyük bir kısmı ise besteciler tarafından bestelenmiştir.

Goethe'nin asıl büyük eseri, hemen hemen hayatı boyunca yazdığı ve ölümünden bir yıl önce tamamlayabildiği Faust adlı dramdır. Eserin konusu ise bir halk efsanesinden alınmıştır.

Şahsiyeti ve sanatı ile sadece Alman edebiyatına değil dünya edebiyatınada damgasını vurmuş büyük şair, romancı ve tiyatro yazarıdır.

Termiye Nasıl Bir Yemiştir

By Ayrıntı Blog → 15 Nisan 2015 Çarşamba
tirmis
Hafta sonu eş dost ziyareti için Konya'nın Ilgın ilçesine gittim. Küçük şirin bir ilçe Ilgın. Kaplıca sularının insan vücudu için uygun bir ılıklıkta olması ve herhangi bir soğutma işlemine gerek duyulmayacak kadar ılık olmasından bu ilçeye Ilgın denilmiş. Konya'nın geniş arazilerinden, düzlüğünden ve tarihi bir kent olma özelliğinden Ilgın da fazlasıyla nasibini almış.


Çok ilginç bir ayrıntı gezi sırasında dikkatimi çekti ve burada okurlarımızla paylaşmak istedim. Alış veriş için çarşıya çıkmıştık, dönüş yolunda pazara da uğradık ve burada gezerken ilginç bir yemişe rastladım. İlk görüşte satan teyzemizin tezgahındakileri mısırın haşlanmış ve tek tek çıkarılmış olduğunu sandım. Haşlanmış sanmamın sebebi ise mısır rengine göre daha açık renkte olmasıydı. Teyzemize sorduğumda mısır olmadığını söyledi ve tahminde bulunmamı istercesine ismini söylemedi. Aramızda gülümsemeli bir tahmin oyunu başlamıştı. Şekline bakarak bir çeşit fasulye türü olabileceğini söyledim. Teyzemiz yine bilemediğimi söyledi ve ekledi  bunun adı termiye diye. Yarım kilo aldım ve eve geldim.



Teyzemizin dediği gibi yemeden önce biraz tuzlamak gerekiyormuş. Elime alıp inceledim ve ilk defa yedim.Tabi ince bir kabuğu varmış onu çıkarmak gerekiyorken ben olduğu gibi yuttum. Çekirdek çıtlatır gibi bu kabuğunda çıkarıp içini yiyorsunuz. Aslına bakarsanız tatsız, tuzsuz bir yemiş. Biraz ayrıntılı bir şekilde araştırdıktan sonar yahudi baklası olarak bilinen ve ilaç sanayinde kullanılan bir bitki olduğunu öğrendim. 
Akdeniz ve özellikle Antalya yöresinde de yetişen bu bitkinin bir diğer bilinen ismi ise tirmisdir. Soğuk algınlığı ve şeker hastalığı için iyi geldiği yönünde bir halk bilgisi var ama tam olarak emin değilim. Gördüğüm ve izlediğim kadarıyla Konya ve yöresinde çokça bilinen ve tüketilen bir yemiş termiye.


Benjamin FRANKLİN Kimdir?

By Ayrıntı Blog → 14 Nisan 2015 Salı
benjamin franklin

Hepimiz olmasa bile bir çoğumuz 100 doların üzerindeki resmin Benjamin FRANKLİN olduğunu biliriz. Bir siyaset adamı olarak bilinen Benjamin FRANKLİN'in bilinmeyen yönlerini ayrıntılı bir şeklide anlatmaya çalışacağım.

100 dolar
1706 yılında dünyaya gelen Benjamin devlet adamlığının dışında aynı zamanda filozof, mucit ve fizikçidir. Sofu denilebilecek bir çevrede yetişen Benjamin FRANKLİN bir mum imalatçısı olan babasının yanında çırak olarak işe başladı. Daha sonraları kardeşi yanında matbaacılık yaptı ve boş zamanlarında eğitimini tamamlamaya çalıştır. 1723 yılında New York ve Phileadelphia'ya, sonrada Londra'ya gitti. Buralarda matbaacılık tekniğini geliştiren Benjamin 1726'da Amerika'ya döndü ve kendi matbaasını açarak Poor Richard's Almanach (Yoksul Richard'ın Almanağı) yayınlamıştır.

Zamanla diğer faaliyetlere de el attı ve kısa sürede tanınmış bir kişi haline geldi. Fizik oyalarıyla ve özellikle elektrikle uğraşması onu 1572'de şimşeğin elektrik ile olan ilişkisini bulmaya ve paratoneri icat etmesine yol açtı. Bu olay onun Londra Kraliyet Cemiyeti ve Paris İlimler Akademisi üyeliğine seçilmesini sağladı.

Her kesimin saygısını kazanan Benjamin FRANKLİN ünlü bir kişi olarak Penssylvania'yı 1757-1762 yıllarında temsil etti. 1764-1775 yıllarında sömürgelerinin temsilciliğini yaptı Başlangıçta Britanya İmparatorluğu içinde müstakil bir Amerika olabileceğine inanan Benjamin FRANKLİN, daha sonra Kıt'a kongresine girerek Jefferson ve John Adams ile Amerikan İstiklal Beyannamesi'ni kaleme almıştır.

1776-1785 yılları arasında Fransa'da Amerika'yı ve Amerikalılık fikrini başarılı bir şekilde savundu. 1787 Anayasasını hazırlamakta büyük hizmetleri oldu. Benjamin FRANKLİN Amerikanın sağ duyusu olan en büyük Amerikalılardan olduğu söylenebilir. Eserleri 10 cilt olarak yayınlanmıştır.

Hacamat Hakında Her Şey

By Ayrıntı Blog → 1 Mart 2015 Pazar

Hacamat vücudun herhangi bir yerinin hafifçe kesilerek üzerine bardak veya şişe oturtmak suretiyle kan alma işlemidir. Kan alma işlemi denilince klasik manadaki damar yolu ile kan alma işlemi ile karıştırılır oysaki hacamat, kan verme işleminden tamamen farlı bir uygulamadır.

Hacamat sayesinde deri altındaki kirli kan ve vücutta bulunan fazla kanın temizlendiğine inanılır. Deri altında bulunan kılcal damarlardaki kan dolaşımı normal damarlara göre nispeten daha yavaş olduğu için yenilenme oranı da o derecede yavaştır. Hacamat sayesinde bu kanın yenilendiği söylenebilir.

Bu işleme bazı hastalıklar söz konusu olduğunda başvurulmaktadır. Başlıca rahatsızlıkları baş ağrısı, deri hastalıkları diz ağrısı, uyuşukluk ve tembellik olarak sayılabilir.

En çok bilinen kan alınarak yapılan hacamattır. Az bilinen ve uygulama alanı az olan ise kuru hacamattır. Kuru hacamatta havası alınmış şişe yardımıyla kanın belirli bir yerde toplanmasıyla yapılır. Kısacası kanlı ve kuru olmak üzere iki çeşit hacamat vardır.

Hacamatta kullanılan aletler nelerdir?

Hacamatta kullanılan aletleri kesiciler ve kan toplayıcılar olmak üzere 2 ana sınıfta toplayabiliriz.
Günümüzde kesici yani deri altını çizici alet olarak neşter ve jilet ve mihcam kullanılır. Eskiden bu işlem ise hacamat kalemi veya hacamat zembereği yardımı ile yapılırmış.
Yeri gelmişken hacamat kalemi ve hacamat zembereği hakkında da bilgi vermek istiyorum.

Hacamat kalemi şeker hastalarının parmak uçlarından kan almak için kullanılan kaleme benzemektedir. Deri altına inmeyen ve zara oranını azaltan bir alettir.

Hacamat zembereği ise bir yüzünde birden çok yarık bulunan genellikle bakırdan yapılmış bir kutudur. Kutunun içinde tetikli bir zembereğe bağlı bir çok bıçak bulunmaktadır. Tetiğe basıldığında zemberek boşalır ve yarıklardan çıkan bıçaklar deriyi çizer. Böylelikle tek seferde birden çok çizik atılmış olur.
Kan toplayıcı olarak en yayığın olarak kullanılan maddeler bardaktır. Bardakların dışında özel olarak yapılmış kupalar ve şişelerde kullanılmaktadır. Geç dönemlerde bu aletlerin yerine boynuz ve seramik kaplar nadiren de cam kullanılmıştır.

Hacamat Nasıl Yapılır?

Öncelikle kan alınacak bölgeye kupa veya kullanılan malzeme ne ise kapatılır ve vakum uygulanır. Vakum sayesinde bölge uyuşur ve kan deri altında birikir. Daha sona kupa çıkarılır ve bölge neşter, jilet çizilir veya hacamat kalemi ile delinir.
Bu işlemler sonrasında kupa tekrar aynı bölgeye kapatılır ve vakum oluşturulur. Bu sayede kupa içerisine kirli kanın biriktirilmesi sağlanır. Daha sonra bölge temizlenir ve sarılır. İşlem genelde kişinin rahatsız olduğu bölgeye yakın bir yere uygulanır ve 20-25 dakika arasında biz zaman alır.

Hacamat Yaptırırken Nelere Dikkat Edilmelidir.

Hacamat yapılacak yerin temiz olmasına ve kullanılacak aletlerin steril olmasına dikkat edilmelidir. Yapılan işlem her ne kadar çok basit bir işlem olsa bile kan yoluyla bulaşabilecek hastalıklar için yukarıdaki önerilere özellikle uyulmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca hacamat yapacak kişi bu işin eğitimini (belirli kurslardan geçmiş ve sertifika almış kişiler) almış, işin uzmanı temiz ve özenli çalışan kişiler olmalıdır. Ayrıca şikayete konu olan hastalık için uygulanacak yöntemleri de iyi bilmesine dikkat edilmelidir.

Ek bilgi olarak sülük ile kan verdirme yöntemi de alternatif bir yöntemdir.




Aynaların Ortaya Çıkışı

By Ayrıntı Blog → 18 Şubat 2015 Çarşamba
ayna nedir
Gündelik rutin yaşamımızda her insanın istinasız yaptığı işlerden bir tanesi de aynaya bakmaktır. İnsan yaratılışı gereği kendini beğenir ve toplum tarafından de beğenilmek ister. İste insanlık tarihi kadar eski bu dürtü insanların iyi görünme ve kendine çeki düzen verme isteği şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu işlemi yapabilmek için insanın kendisini görebilmesi gerekmekteydi. Ve aynalar icat edildi.  

Tüm icatlar gibi aynada belirli aşamalardan geçerek günümüzdeki halini almıştır. Aynanın kısaca tanımını yapacak olursa, ışınları yansıtan yüzey olarak tarif etmemiz mümkündür. Aynanın görüntü veren bir özelliği ile yapılan tanım arasında bağ kuramayanlar için, görüntünün ışık olmadan oluşmadığını hatırlatmakta fayda görüyorum. Kısaca aynaların gelişimini inceleyelim.

İlk ayna fikrini, durgun su yüzeyinin verdiği düşünülmektedir. Geçmiş zamanlarda ne metaller ne de cam bilinmediği için bu fikrin ilk olarak durgun su yüzeyinden yansıyan görüntü ile ortaya çıktığı kabul edilir.

İnsanlığın ilerleyen çağlarında ayna olarak madeni levhalar kullanılmıştır. Işığı yansan çelik ve diğer madeni yüzeyler uzunca bir süre ayna olarak kullanılmıştır. Cam aynalar ilk olarak 14. yüzyılda Venedik'de yapılmıştır. Günümüzde kullanılan aynaların ilki ise Alman bir kimyager tarafından gümüş astarı cam levhaların arka kısımlarına uygulanmasıyla yapıldı. Aynaların arkasındaki bu gümüş kaplamaya "sır" denilir.

Bir cismin aynadaki aksine görüntü denir. Aynalar düz ve küresel olmak üzere 2 ana guruba ayrılır.

Düz Aynalar: Cisim ile aynadaki görüntü simetriktir. Yani düz ayna büyüklüğü muhafaza eder ve en yaygın kullanılan ayna şeklidir. Bu aynalarda tek farklılık ise görüntünün yön olarak ters olmasıdır.

Küresel Aynalar: Ayna tam bir kürenin kapaklarından meydana gelmişse bu tip aynalara küresel ayna denir. Eğer küre kapağının iç kısmı yansıtıcı ise bu tip aynalara çukur ayna (iç bükey), dış kısmı yansıtıcı ise tümsek ayna (dış bükey) denir. 

Çukur aynalar prejektör, projeksiyon makinesi, mikroskop gibi aletlerde kullanılır. Cisimleri olduğundan büyük gösterir. Tümsek aynalar ise olduğundan daha küçük gösterir; fakat olduğundan daha geniş alanları gösterir.


Halı Yanıkları İçin Ne Yapılabilir

By Ayrıntı Blog → 3 Şubat 2015 Salı
yanık halı
Eski ya da yeni aldığınız bir halı var. Ve halınızı bir kısmını yaktınız. Benim başıma da gelen tam olarak buydu. Yeni aldığımız bir halımızın başına gelmeyen kalmadı. Halımız açık renk olduğu için çok çabuk leke gösteriyordu. Çay döküldü, kahve döküldü yeni olmasına rağmen 3 defa yıkamacıya gitti. Ama en son olay yıkamacıyla da kurtulacak bir şey değildi.

Kestane yaptığım tavayı altına bez koyarak halının üzerine biraz soğuması için bırakmıştım.  Halının yanacağını tahmin edemedim. Önce naylon içerikli bez eridi ve halıya yapıştı. Sonrasında halının yüzeyinde belirgin bir şekilde yanık izi oluştu.

Neyse ki yüzeysel halı yanıklarını telafi etmenin yöntemleri var. Bunun için yapmanız gerekenleri kısaca anlatmaya çalışacağım.

Gerekli olan malzemelerimiz bir adet tıraş bıçağı, bir adet ince zımpara ve elektrik süpürgesi. Yapmamız gerekenler: Halıdaki yanık durumuna göre tercihimizi ilk olarak ya zımpara ya da tıraş bıçağını kullanacağız. Halı üzerindeki yanık parlak ve sert bir yüzey oluşturmuşsa ilk kullanacağınız ince zımpara olmalı.

Zımpara ile yapacağınız hareket yuvarlak daireler halinde yanık yeri zımparalamak olacak. Tıraş bıçağını azını kırmadan yüzeysel şekilde tıraş eder gibi ince ince çekmek olacak. Yaptığınız işlemleri kesinlikle aşırı derecede bastırmadan yüzeysel bir şekilde yapmalısınız. Elektrik süpürgesi ise yaptığımız bu işlemler sonrasında oluşan artıkları temizlemek için.

Yukarıdaki söylediklerimi uygulayarak halınızdaki yanıkları hatırı sayılır bir şekilde kötü görüntüsünden kurtarabilirsiniz.

Flash Bellek Çamaşır Makinesinde Yıkanırsa Ne Olur?

By Ayrıntı Blog → 4 Ocak 2015 Pazar
usb çamaşır makinasında yıkanırsa ne olur
Flash Bellek Çamaşır Makinesinde Yıkanırsa Ne Olur?

Evet bende bu sorunun cevabının geçen gün eşofmanımın cebinde unuttuğum flash belleğim sayesinde öğrenmiş oldum. Blogumda paylaşarak aynı duruma düşen arkadaşlarımız için faydalı olabileceğini düşündüm.

Flash belleğiniz çamaşır makinesinde yıkanırsa neler yapmamız gerekir? İş bu sorularınıza ışık tutmaya çalışacağım.

Flash belleğimin çamaşır makinesine girdiğini anladığımda çok geç olduğunu ve flash diskimin artık çalışmayacağını düşünmüştüm. Ama bir dizi işlemden sonra flash belleğimi bilgisayarıma taktım ve çalışıyordu. Kendi aramızda bizde virüslerden temizledik şeklinde espiriler yaptık.

Sizlerde flash belleğinizi yanlışlıkla çamaşır makinesine attıysanız hemen telaşlanmayın. Benim aklıma geldiğinde makinem çalışıyordu fakat durdursam da makinenin kapağının açamadım. Bir güzel 2 saat boyunca yıkandı. Çıkan flash belleğimi öncelikli olarak havlu ve kağıt mendille iyice kuruladım. Bu işlemi yaparken iç kısmına kesinlikle dokunmadım. Oda sıcaklığında bilgisayarımın üzerine çok az miktarda ısı alan bir yerde (diz üstü bilgisayarın ısınan bir yerinde) 3 saat süre ile bıraktım.

Yukarıdaki işlemlerden sonra bilgisayarıma takarak denedim ve çalışır vaziyetteydi. Üstelik içindeki hiçbir verime de zarar gelmemişti. Yukarıda resimde gördüğünüz makineden çıkan flash belleğim. Marka ve model olarak ta vermek istiyorum ki her flash bellekte olur mu bilmiyorum. Benim kullandığım flash disk marka ve modeli Kingston DTSE9 8gb.

Not: Eğer flash bellek çalışır vaziyette ise önemli bilgilerinizi yedekleyin çünkü zamanla oksitlenme yapıp kullanılamaz hale gelme ihtimali var.