Browsing "Older Posts"

Gösterilen Kategori " özel "

Influencer Marketing'in Tüm Detaylarının Anlatıldığı ilk Türkçe Kaynak Raflarda!

By Ayrıntı Blog → 25 Mart 2019 Pazartesi


Merakla Beklenen  ‘Dijital Çağın Mesleği: Nasıl Influencer Olunur?’ Kitabı Yayınlandı!


“Oyun oynayarak para kazanıyorlar,  Fashion Week’lerde podyumu en önden izliyor,  beyaz yakalıların sıkıcı toplantılarına inat dünyanın en güzel otellerinde konaklayıp hayatın tadını çıkarıyorlar. Gittikleri mekanlar, tüketim alışkanlıklarıyla trendleri takip etmek yerine çoğu zaman trendleri belirleyen kişiler oluyorlar. Peki, kim bu influencerlar? “

Hürriyet’in sosyal medya, influencer marketing platformu olan Boomads projesinin yöneticileri Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten’in ilk kitabı, “Dijital Çağın Mesleği: Nasıl Influencer Olunur?” raflardaki yerini aldı. Kitap, hayatımıza son yıllarda giren bu kavramın yanı sıra sosyal medyanın dinamiklerini de aktarıyor.

Hürriyet Kitap etiketiyle yayınlanan ‘Dijital Çağın Mesleği: Nasıl Influencer Olunur?’ markanın dijital projesi Boomads’in 9 yılı aşkındır devam eden deneyimlerinin bir yansıması. Hızla yol alan ve sektör içinde tanımı yapılmaya başlanan ‘influencer’ kavramı, kitapta derinlemesine ele alınıyor ve pazarlama iletişimi açısından inceleniyor.

Kitabı kaleme alan Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten, Hürriyet Reklam Grubu Boomads projesi ve grubun 360 entegre projelerinde sorumlu olarak uzun yıllardır grup çatısı altında yönetici olarak görev yapıyorlar. Boomads Türkiye’nin ilk ve tek içerikle pazarlama (content marketing) ve influencer marketing platformu olma özelliği taşıyor.

Influencer marketing'in tüm detaylarının anlatıldığı kitaba buradan ulaşabilirsiniz. 
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Sulu Ortamlarda Lens Kullanımı Nasıl Olmalı

By Ayrıntı Blog → 23 Ocak 2018 Salı
Duşta Lens Çıkarılmalı Mı?

Duş yaparken kontak lens kullanmayan insanlar için göz sağlığı yönünden önemli bir tehlike yoktur. Fakat kontak lens kullananlar için büyük tehlikeler bulunmaktadır. Kontak lens ile kornea arasına musluk suyunun girmesi çok ciddi problemler yaratabilir.


Tehlikenin ne olduğunu açıklayacak olursak, şebeke suyu içerisinde bulunan bakteriler ya da parazitler her ne kadar su ilaçlanıyor olsa da tamamen yok olmazlar. İşe bu bakteri ve parazitler kontakt lensin altına girerse burada tehlike çanları çalmaya başlar. Göz kapağının sürekli yaptığı doğal hareketler lens takanlarda kornea üzerinde bir miktar yıpranmaya neden olur. Bu yıpranmanın bulunduğu bölgeden parazitler kolayca korneanın içerisine geçebilir. Bu geri dönüşü olmayan kornea kayıplarına bile yol açabilmektedir. Yol açacağı enfeksiyonun tedavisi ise kolay olmayan bir süreçtir. Bu nedenle duş yaparken mutlaka kontak lensi çıkarmalıyız.

Birçok lens kullanıcısı duş alırken gözlerini kapattığını ve suyun gözlerine girmediğini savunur. Oysaki her ne kadar gözlerimiz kapalı olsa da gözlerimiz su ile temas etmektedir. Çok temiz olduğu idea edilen şebeke sularında bile boruların durumu çok vahimdir. Ayrıca şampuan ve sabun gibi kimyasal ilaçlarında olumsuz etkileri olacağı unutulmamalıdır.

Havuzda ve Denizde Lens Çıkarılmalı Mı?

Yukarıda bahsettiğimiz tehlikelerin havuzlarda daha ciddi ve büyük olduğunu da unutmamak gerekir. Havuzlardaki sınırlı su tahliyesi ve birçok kişinin kullanımı havuzlar her ne kadar temizleniyor olsa da bakteri ve parazit oranları duştaki suya kıyasla kat kat fazladır.  Bu yüzden lens çıkarılması kesinlikle gereklidir.

Deniz konusuna gelecek olursak bu noktada da durum aynıdır ve kesinlikle lens çıkartılmalıdır. Lens takıp çıkarmayı sevmeyenler için havuz ve denizlerde kaliteli su geçirmeyen su altı gözlükleri almaları tavsiye edilebilir. Böyle bir durumda dahi gözünüze su kaçırma riski olduğunu unutmayın…

Son sözler…

İster sağlık isterseniz estetik amaçlı olsun, lens kullanırken dikkat edilmesi gereken bir konu olan duşa, havuza ve denize girerken lens çıkarma konusuna değinmeye çalıştık. Sağlığınız için kimsenin size sizden daha iyi yardımcı olamayacağını hatırlayın ve sağlıcakla kalın….

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

By Ayrıntı Blog → 7 Aralık 2016 Çarşamba
haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
haydar-colakoglu-teb
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Facebook'a Gif Ekleme

By Ayrıntı Blog → 24 Haziran 2015 Çarşamba
Uzun zamandır Google+ tarafından kullanılan gif resimler artık Facebook tarafından da kullanıma sunuldu. Facebook'a nasıl eklenir Google+ da durum nedir yazımızın ilerleyen bölümlerinde göreceğiz. 

GIF Nedir?

Kısaca değinmek gerekirse Graphics Interchange Format kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Bu dosya formatı internet ortamında daha çok hareketli resim olarak da bilinmektedir. Bir sıkıştırma algoritması kullanır ve dosyaları çok küçük boyuttadır. 8 bit ve 256 rengi desteklemektedir. Küçük animasyonlar oluşturmak için idealdir. 


GIF Nasıl Yapılır: Mantıksal olarak birbirini izleyen resimleri dizesidir. Küçükken hepimiz bir kitap sayfasının içine bir birini izleyen resimler çizerek hareket ettirmişizdir. İşte gif resimlerde bu şekildedir. Bir çok program tarafından resimleri arka arkaya dizerek sizlerde çok hoş animasyonlar çıkartabilirsiniz. Ama benim size önereceğim program bu konuda kullanım olarak oldukça basit ve sade bir yapıya sahip. Programın ismi Ulead Gif Animator Google'de aratırsanız kolayca ücretsiz sürümlerine ulaşabilirsiniz.


Evet... Elimizde gif dosyamız var ve Facebook veya Google+ ya nasıl yükleriz. Bu konuda şunu belirmeliyiz ki Google Pulus bir tık önde. Bu dosyayı Google+ ya yüklediğinizde direk oynatımı görebiliyorsunuz. 

Facebook'a yeni gelen bu özellik Google+ gibi direk yükleyemiyorsunuz. Resim yükleme sitelerinden birine yükleyip bu dosyanın linkini kopyala yapıştır yapmanız gerekiyor. Son olarak bu sitelerden 2 tanesinin ismini de vereyim. Imgur veya Hızlı Resim sitelerini kullanabilirsiniz. 

Not: Bütün bu söylenenleri yaptınız ama hala Facebook'ta gif oynatamıyorsanız. Facebook ayarlarınızdan otomatik video oynatma ayarlarını etkinleştirmeniz gerekiyor. 

4k Videolar Artık Youtubede

By Ayrıntı Blog → 9 Haziran 2015 Salı
Youtube sonunda ziyaretçilerine 4k videoları çekmeye başladı. Ziyaretçiler elbette yüksek çözünürlüklü Videoları HD kalitenin 4 katı olan 4K 60 FPS videolar izlemek isterler. Youtube getirdiği yenilikle her bilgisayar kullanıcısı tarafından izlenebilecek yüksek çözünürlüklü 4k 60fps videoları yayınlamaya başladı.

Bu videoları izleyebilmek için gerekli şart Chrome Web Browser kullanmak…
youtube 4kChrome tarayıcısı dışında herhangi bir tarayıcı Youtube'den 4K kalitede video izleyebilme imkanı sunmuyor.Sadece Chrome üzerinden 4k video izleme olanağı mevcut. VP9 video codec Chrome browserda yenilenen argo algoritma ile birlikte gelecek ve mükemmel bir çözünürlüğe sahip olan 4K videolar indirilmek istendiğinde yine yüksek boyutlarda yüksek gigabaytlı videolar indirilebilecek.
Öyle görünüyor ki önümüzdeki aylarda Youtube bütün dünyanın süper çözünürlükte video izlenen en büyük sitesi olmayı başaracak. Arkasında Google olduktan sonra bu mümkün…

Bununla beraber dayattığı Chrome Web Browser birçok kullanıcının da internete girmesi için aralayacakları kapı olacak. Bilindiği gibi Mozilla Firefox İnternet Explorer Opera Browser gibi web tarayıcıları Google Chrome tarayıcısının özelliklerini aratmayacak derecede kullanışlı tarayıcılardır. Hatta Opera Browser kendi eklentisi ile Youtube’den kolaylıkla program indirmeden videoları indirmenize olanak sağlıyor…

Chrome ve opera dışındaki tarayıcılarından Youtube üzerinden video indirmek için İnternet Download Manager gibi programları full sürüm olarak kullanmak gerekir.

Hem izleyicilerine daha yüksek kalitede video izlettirmek hemde Google Chrome web tarayıcısının kullanıcılarını arttırmaya yönelik bir uygulamaya başvuran Google akıllıca taktikleriyle internet alemindeki krallığını daha uzun yıllar sürdürmeyi  başaracak gibi görünüyor…

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

By Ayrıntı Blog → 26 Nisan 2015 Pazar
Soma İçin Bir Olduk:  Gizli Kahramanlar
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.
Fatma Çavuşoğlu, Mehmet Kocapınar, Gamze Akarca, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği gönüllüsü uzman psikologlardan sadece birkaçı. Dursunbey merkez olmak üzere Balıkesir İvrindi’den Kütahya’ya kadar olan hattı gezici ekiplerle birlikte ev ev dolaştılar. Psikolojik destek verdiler. Ümitsizliğin yenilmesi için mücadele ettiler.
Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.
Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

LINE ve Pepsi sevdiklerinle yaya yaya konuş diye var!

By Ayrıntı Blog → 24 Mart 2015 Salı
Telefon, sevdiklerimizle konuşmak için mükemmel bir araç. Artık hayatımızın çok büyük bir kısmını akıllı telefonlar kaplıyor ve herkesle görüntülü, görüntüsüz konuşabiliyoruz.
Sevdiklerimizle konuşurken kullandığımız bir çok akıllı telefon uygulaması var ve hepimiz bunları kullanıyoruz. Sadece mesajlaşmıyoruz, aynı zamanda konuşabiliyor, hatta birbirimizi anında görebiliyoruz. Bu uygulamaları kullanabilmek için iki tarafın da bu uygulamaya sahip olması gerekiyor. Ama bu kadar çok uygulama varken herkesin aynı uygulamayı kullanmasını beklemek biraz hayal oluyor.
Bu sorunları çözmek için LINE, bir uygulama geliştirdi. Artık LINE’da Premium Call özelliğiyle, LINE’a sahip olmayan insanları arayabiliyoruz. Sadece yurt içini değil, yurt dışını da çok uygun fiyatlara arayabiliyoruz.
LINE uygulamasına sahipsen, ekstradan bir şey yapmana gerek yok.
LINE indirmek için: http://me2.do/F1mG6dym
LINE ve Pepsi Kampanyası
Siz sevdiklerinizle yaya yaya konuşun diye LINE ve Pepsi birlikte bir kampanya başlattı. Hali hazırda LINE’dan LINE’a ücretsiz konuşabiliyorken, Pepsi kapaklarından çıkan şifreyle LINE'dan yurt ici, yurt disi, sabit veya cep telefonu istedigin numarayi ucretsiz arayabilmeni saglayacak 100 Premium Call kredisi kazaniyorsun.
Şifre Nerede?
Kutu Pepsi’lerin açma halkalarının arkasında veya Pepsi pet şişe altın ve gümüş renk kapaklarının altında şifreye ulaşman mümkün.
Şifre nereden aktif ediliyor?
Peki bu Pepsi şifresini LINE’da nasıl kullanırım diye mi düşünüyorsun? Hemen açıklayalım. İlk önce “diğer” kısmında Pepsi için özel yapılmış kısma giriyorsun.
Daha sonra şifre için ayrılmış bir yer göreceksin. Oraya Pepsi kapaklarının altındaki şifreyi giriyorsun.
Şifreyi girdikten sonra kutucuğun altındaki “Gönder” butonuna basıyorsun. Anında 100 Premium Call Kredin aktif hale geliyor.
LINE, aynı zamanda konuşmanın en ucuz yolu!
Ben bir hesaplama yaptim. Normalde internetli mesajli paketlere 30 lira falan oduyorsun. Bi' Pepsi aldin, ortalama 2 TL desen, 5 tane Pepsi alsan, etti 10 Lira. Elinde ne var? 5 tane Pepsi ve 500 Premium Call Kredisi. Bu da ediyor ki 150 dk. sabit hatlara ( ki sabit hat mi kaldi??) ya da 50 dk. herkesi arayabiliyorsun. ne kadar telefonla konusyorsun ki zaten? Surekli LINE'Dan mesajlasip duruyoruz ucretsiz. Olmayanlara da LINE yukletsen, oradan da bayagi kurtariyorsun. Bildigin 5 Pepsi yanina kar kaliyor.
Üstelik yurt dışını çok daha ucuza arıyorsun ki tek tek bütün ülkelere bakıp ne kadara denk geliyor diye hesaplamadım. Ama örneğin Amerika’yı, 100 Premium Call Kredisiyle yaklaşık 100 dakika konuşabiliyorsun. Çok iyi.
Bundan sonra bu şekilde harcama yapacağım ben. Evde zaten su gibi Pepsi içiliyor. Hatta su yerine Pepsi içiliyor. Adamlar üstüne Premium Call Kredisi veriyor. Ben kendime bi’ kampanya yapsaydım, ancak bu kadar karlı olurdum. Sahiden.
Evet özetliyorum: Herkese LINE yükletiyoruz, oradan kurtarıyoruz. Pepsi içiyoruz, oradan da kurtarıyoruz. Yurt içini, yurt dışını rahatça arıyoruz.
Nedir bu LINE Premium Call?
LINE Premium Call, sevdiklerinle konuşman için LINE’ın oluşturduğu bir servis. Aradığın kişi LINE uygulamasını kullanmıyorsa, onu Premium Call sayesinde arayabiliyorsun.
Üstelik yurt dışında da bu uygulama geçerli ve çok uygun fiyatlara bunu gerçekleştirebiliyorsun. Bu şekilde sevdiklerinle yaya yaya konuşabiliyorsun.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Ardından...

By kaynatır → 1 Mart 2015 Pazar
Yaşar Kemal derler biri varmış
Yazar çizermiş
92 sene ömür sürmüş
Bir çok eser bırakmış
Eserlerine sabır
Okurlarına başsağlığı derim

Şimdi adam ölüp gidince kıymete binicek “şöyle iyi adam idi, böyle iyi yazar idi, falanca eseri mükemmel idi” gibi sözler söylenip yazılacak ardı sıra kimse de ya hu bu adam insan idi deyipte bir Fatiha olsun okumayacak ardından.

Kimisi ardından güzel nutuklar çekerkene kimisi de sevmemişse, beğenmemişse dudak büküp “hııııııh” deyivercek!

Ben hiç Yaşar Kemal okumadım eksikliğini de hissetmedim.  Neden okumadım bilmem belki eserlerinin ismi bile bana çekici gelmedi belki de kitaplarını olgunlarda görmedim! Beklide gittiğim kitap evlerinde gözüme değdi eserleri beni al diye feryat figan etti lakin ben onları değil başka kitapları aldım okudum okuduklarımı önerdim veya önermedim.

Kitaplığımda hiç Yaşar Kemal yok benim açımdan ayıp mı, eksiklik  mi? Cevabım hayır! Öyleyse ardından diyecek tek söz düşer bana;
-        Seni tanımadım. Tanıma fırsatım olmadı. Şimdiden sonra da kitaplarını alıp okur muyum? Hele şu ölümle gelen popülariten bir bitsin bakarız.
-        En son sözüm;
Allah rahmet eylesin
Korktuğuna uğratmasın
Kabrin rahat
Mekanın cennet olsun

YAŞAR KEMAL İÇİN RUHUNA EL-FATİHA…

2015'ten şimdiden haberdarım!

By Ayrıntı Blog → 22 Ocak 2015 Perşembe
Haberleri takip etmek için kullanılabilecek en iyi uygulama Hürriyet E-gazete olsa gerek. Hem basılı gazete okuma keyfini yaşarken, hem de güncel haberlere ulaşabilme imkanı sunuyor. Uygulamanın son güncellemeleri ile de; hava durumuna, burcuma, finans haberlerine ve sinema rehberine ulaşabiliyorum. Hürriyet E-Gazete'nin en güzel yanı da (sona sakladım) bir sonraki günün haberlerini 00:00'da alınıyor olması.
Şimdi de sizi Hürriyet E-gazete'nin yılbaşı paketi ile tanıştırmak istiyorum. Bu pakette Hürriyet E-Gazete'nin yanı sıra, Elle ve Atlas dergilerinin dijital kopyası var :)
Haberleri ve gündemi hem gazete okuma keyfini yaşayarak takip etmek isteyenler, hem de ben gazetemi okurken bir yandan da falıma da bakarım, filmlerden de haberim olur diyenler yılbaşı paketini kaçırmasın derim! Hem de kısa bir süre için sunulan bu paketi alıp, gazete keyfini sürerken modayı Elle ile takip de edebilir, Atlas okuyarak da farklı keşifler yaşayabilirsiniz.
Yeni yılda sevdiklerine sevdiğin şeyleri hediye etmek de adettendir. Siz de arkadaşlarınıza ve gazetesiz olmaz diyen aile üyelerinize 6 aylık veya 1 yıllık versiyonları olan Hürriyet E-Gazete paketlerinden birini hediye edebilirsiniz. Her gün kullandıkça sizi hatırlasınlar:)
Daha ayrıntılı bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

2015 Seo Tahminleri

By Ayrıntı Blog → 11 Aralık 2014 Perşembe
seo öngörüleri

2015 SEO Tahminleri

Son yıllarda internet dünyasında inanılmaz değişiklikler görüldü. Özellikle Sosyal medya kanallarında dünya genelinde kullanıcı patlaması yaşandı. Bu patlamada akıllı telefonların payı ve mobil uygulamaların etkisi tabi ki yadsınamaz.  Google tarafından geliştirilen algoritmalar ve yaklaşımları her geçen gün SEO stratejilerini de değiştirmeyi zorunlu kılıyor.

Sizler için uzman görüşlerine ve kendi yorumlarıma dayalı olarak 2015 yılı SEO tahminlerinde bulunmaya çalışacağım.

Mobil Trafik Bir Numara Olabilir.

Mobil trafik, 2015 yılında normal trafiği sollayacak gibi görünüyor. Yazımın başlangıcında da belirtiğim gibi insanlar akıllı telefonları ile her an sosyal medyaya ve bilgiye ulaşmaya çalışıyor. Mobil uygulamalar ve firmalar tarafından sürekli indirime giren internet paketleri bu söylemimi destekler nitelikte. Bir çok işletme tam manasıyla masa üstü trafiğini geçemeyeceğini söylüyor ve mobil teknolojiyi önemsemiyor; ama Mobil uyumlu sitelerin SEO’nun vazgeçilmez bir parçası olacağı aşikardır.

Sosyal Medya SEO’yu Bitirecek Mi?

Bazı uzmanlar sosyal medyanın zaten SEO’nun yerini aldığını söylüyorlar. Ama aktif olarak SEO çalışması yapan kişiler SEO’nun hala bitmediğini dile getirmektedirler. Buna karşılık Online Alışveriş için sosyal medyaya dayalı SEO çalışmalarının daha öne çıktığını ve daha da önem kazanacağını söylemek yanılış olmayacaktır. Zaten sosyal medya başlı başına bir pazarlama kanalı olma yolunda baya ilerledi. 2014 yılında Google algoritmaları site sıralamaları için sosyal medya sinyallerini değerlendirmektedir. Özetle SEO çalışmaları bitmeyecek ama sosyal medya odaklı çalışmalar önem kazanacak.

E-Mail Ne Derece Önemli Olacak?

Muhtemelen e-mail her zamanki gibi önemli olacak ve önemini daha da artıracak. Günümüzde sosyal medya her ne kadar gelişmiş olsa da facebook hesabı olmayan kişilerin sayısı da hiçte azımsanmayacak kadar fazladır. E-mail ile insanlar feed’ler sayesinde sitelerin hit alamsına yardımcı olmaktadır. Ayrıca internet ortamında ve gerekse sosyal medyada karmaşa halinde bulunan bilgiler yerine bireye odaklı çalışmalar için e-mail direk ve kişisel hedefleme için önemli bir hal kazanabilir.

İçerik mi Anahtar Kelime mi?

Anahtar kelime SEO için gerçekten büyük öneme sahip. Son yıllarda üç satır yazı yazıp 10 tane anahtar kelime girmenin hiçbir fayda sağlamayacağı bilmeyen neredeyse yok gibidir. Bu örnekten yola çıkarak 2015 yılı SEO çalışmalarında da durumun çok farklı olmayacağı kanaatindeyim. Ama İçerik ile anahtar kelime önemini karşılaştırmak gerekir ise kesinlikle anahtar kelime yerine içerik ön plana çıkacak. Mantıksal aramalar, arama verilerini faydalı içerik yönünde kullanacak.  Yazılar günlük ve her zaman söylendiği gibi özgün, mümkün ise benzersiz olması ön planda olmak adına büyük etki yapacak.  Sitelerin güncelliği önemini koruyacak ve unutmayın dünün yazıları bu gün için eski yazılar olacak.

Google Dostu Sitelerin Önemi?

Gerek kodlama gerekse hız bakımından Google dostu siteler her zaman önemli olacak. Google bilindiği üzere yavaş açılan, takılma yapan ve hostu iyi olmayan sitelerin değerini azaltmaktadır. Hızın yanı sıra Google 2014 yılını ortalarında https://  güvenliğine sahip sitelere sıralamalarda öncelik vereceğini ve bu kararı site sahiplerini güvenlik sertifikalarına yönlendirmek amaçlı aldıklarını duyurmuştu. 2015 yılında bu önemin artacağı kanaatindeyim.

Makale ve Yazarlar.

SEO için çok önemli rol oynayacak diğer bir faktör ise yazarlardır. Etkili yazılar yazan kalemi güçlü yazarlar siteniz için her zaman bir artı olacaktır. Bu tarz yazarlara sahip olan sitler yorum ve paylaşım alarak daha güçlü hale geleceklerdir.

2015’te SEO İçin Ne Yapmalı?

Bu güne kadar herhangi bir SEO çalışması yapmadıysanız 2015 yılı sizin için fırsatlar yılı olabilir. Bir yerden başlamak siteniz için en iyisi olacaktır. Rakiplerinizi düşünürseniz muhakkak SEO çalışması yapıyorlardır. Unutmamak gerekir ki SEO bir sanattır ve kurallarına göre yapılmalıdır. Hızla gelişen çağın en hızlı ortamı olan internette, her şey gibi SEO stratejilerinin de değişebileceğini unutmadan çağın gereklerine uygun yöntemleri araştırmalı ve uygulama yollarını izlemelisiniz.

Beden Eğitimi ve Tarihi

By Ayrıntı Blog → 30 Kasım 2014 Pazar

Beden Eğitimi Nedir?

Beden eğitimi insanın fikir ruh unsurlarıyla birlikte bütünlüğünü meydana getiren maddesinin yani vücudunun eğitilmesidir. Bu düşünce insan neslinin geçmişi kadar eskidir hareket canlının temel özelliklerinden biridir. Bunun için bir bakıma hareketin tarihi demek olan beden eğitimi tarihi insanlığın kâinat üzerindeki varlığı kadar eskilere götürmek ve ilk insanlardan başlayarak incelemek gerekir. İlk insanların yaşama ve geçim kaygısı doğan hareketleri daha çok zaruri yaşama faaliyetleri görülür. Kuvvetli tabiatın karşısında zayıf olan insanlar varlıklarını koruyabilmek için birçok hareketleri başarmaya ve bunlarla düşmanlarına daha tehlikeli, hayvanlara karşı daha üstün olmaya mecburdurlar. Yaşama şartları ve çevreleri onları bu mücadeleye hazırlar ve yetiştirdi. Eski çağların vücut hareketleri ve merhametsiz bir tabiata karşı yaşayabilme savaşı veren insan daha çok içgüdüleri ile yaptığı tabi hareketlerdir. Beden eğitiminin kültürel manada ki başlangıcı kesin olarak bilinmemekle beraber fert ve toplumun gücünü ve sağlığını geliştirici değerlerin çok eskilerden beri bilindiğini tarih öncesi ve kültür çağları insanlarından günümüze kadar eski eser ve kalıntılardan anlamaktayız.

Beden Eğitim Tarihi

İlk çağ medeniyetlerinin hemen hepsinde beden eğitimine verilen önemin asıl sebebi savaşlardır. savaşların ancak güçlü sağlam ve cesur vatandaşlarla kazaları olacağını tecrübe eden milletler beden eğitimi çalışmalarını tamamen askeri amaçlarla yapmışlardır. Kavimler göçebelik ten kurtulup yerleşik haklar haline gelince de rahat bir hayat tarzına kavuşmuşlardır ve vücutlarının çalışmayan bölgeleri tembelleşmeye ve güçsüzleşmeye başlamıştır. Bu sebepten çalışmayan vücutlarının fizik üstünlüklerini korumak için beden eğitiminin; eğitici, geliştirici ve tedavi edici yönlerine eğilmişlerdir.

Eski Yunanistan'da ideal insan tipinin şekillendirmek için yani insanı ruhî ve bedeniyle en güzel en mükemmel en ölçülü ve en dengeli bir şekle getirmek için beden eğitimine ve genel eğitim içinde yarı yarıya ağırlık vermiştir. Aristo'ya göre beden eğitimi; hangi hareketlerin vücuda yararlı olduğunu, insan vücudunun niteliklerine bunların hangisinin en uygun düşeceğini araştırma bilimidir. Sokrates'e göre beden eğitimi; vücutta güzellik ve güç kazanmak olmak üzere yerine getirmesi gereken ahlaki bir ödev olup bu ödevin savsaklanması en büyük ayıptır. Platon'a göre ise; vücudun hareketleri çoğu zaman düşüncenin uyanıklığı ile bağlantılıdır. Yüksek fikir değerleri taşıyan görevlerini yerine getirmek durumunda olanlar beden eğitimi de yapmalıdırlar. Yani ruh vücutsuz, vücut da ruhsuz çalıştırılmamalıdır.

Orta çağda beden eğitim faaliyetlerinin unutulduğu bir dönem olarak kabul edilir. Bununla beraber o devirde beden eğitimi faaliyetleri bazı zümrelerin (şovalye ve aristokrat) eğitiminde yer almıştır. Hıristiyanlığın Orta çağda aşırı bir dinci bir düşünce, tek taraflı ve skolastik fikri önem vermemesi ve bedeni hayatın her türlü ihtiyaçlarının reddetmesi sonucu beden eğitimi gerilemiş, Beden eğitimi hareketleri şeytan işidir sözü orta çağ anlayışını yansıtan en iyi cümle olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu söz gerçek manada orta çağ anlayışının bir sloganı olmuştur. Rönesans  devrinde hümanistler tek taraflı skolastik kilise eğitimi yerine ruh ve fikir kadar güçlü vücudu da geliştirecek insani bir eğitimin gerekliliği üzerinde durmuşlardır. Vücut egzersizleri ve oyunları kendi tesirleri altındaki gençlere tavsiye etmişlerdir. Bunlardan Mercurialis adlı İtalyan doktorda Venedik'te yayınladığı  "De arte Gymnastica" adlı eserinde vücut hareketlerinin vücuda olan etki faydalarını bir ilim adamı olarak anlatır ve beden eğitim faaliyetlerine 3 ana amaç içinde inceler Bunlar sağlık için yapılan ve asgari amaç için yapılan ve yarışma amacıyla yapılanlardır. Ünlü Fransız filozof Montaigne "Essays" adlı eserinde yalnız ruhun veya yalnız bedenin değil insanın bütün olarak eğitimini savunur ve gençliğin tabiat ve iklim şartlarına karşı dayanıklı olarak yetiştirilmesini tavsiye eder. Johann Amos Comenius isimli Çek asıllı eğitimci ise okulun programlarında cimnastik ve oyun gibi faaliyetleri koymuş, hatta bunların sınıf geçmeye etki yapmasını da istemiştir. Büyük eğitim ve öğretim metodu adlı eserinde okul yöneticilerin çocuklara koşacak ve oynanacak yerler yaptırmalarını istemiş çocukların güçlerinin 3 eşit kısma bölünmesini ve bunların da 8 saatin uykuya, 8 saatini çalışmaya, geriye kalan 8 saatinde sağlığı koruyucu hareketlere beslenmeye ve vücut bakımı ayrılmasının tavsiye etmiştir. Böylece okullarda beden eğitimi ilk defa bir ders programı olarak uygulama imkanı sağlanmıştır.

Cenevreli filozof Jean Jaques Rousseau da; çocukların büyük tecrübeler ve tabiatın kitabı bir insanı kitabından ve öğütlerinden daha çok şey öğretir, vücut ne kadar güçlenir duyu organları ne kadar keskinleşirse o nispette akıllı ve becerikli hale gelir. Diyerek her okulda bir cimnastik yeri veya vücut idmanlara için bir meydan bulunmasını istemiştir.

 Alman eğitimcisi Johann Bernhard Basedow 1774 de açtığı  Philanthropunu adını taşayan eğitim kuruluşunda kendi eğitim düşüncesine uygun bir sistem tatbik etmiştir. Basedow daha zahmetsiz ve neşe ile öğrenilen bilgilerin taraflısı olmuş, çocukların herhangi bir şeyi oynayarak ve basit bir şekilde öğrenmelerini, sağlıklı ve güçlü olarak yetişmelerini savunmuştur. Bunun içinde okulunda teorik dersler ile bedenin faaliyetleri nöbetleşe birbirini izlemiştir. Kendisi tarafından tasarlanan Dessau Pentathlonu adıyla anılan beşli bileşik hareketler (koşma, atlama, tırmanma, denge ve taşıma) bedeni faaliyetlerin temelini oluşturmuş bunlarla toplu jimnastik oyunları çember ve gülle yuvarlama tekniklerini de eklenmiştir. Çocukların giyinişlerin de bir reform yapmış ve çocuklara beden eğitiminde serbest hareket imkanı veren rahat giysiler giydirmiştir.  Basdow bu uygulamaları ile okullardaki beden eğitimi derslerinin temelini atmıştır.

 Jhann Cristian Frederich Guds Muths 1793'de yayımladığı gençlik için jimnastik adlı eserinde; siz dindarlık ve vatandaşlık ödevlerini öğretiyorsunuz fakat vücudunuzun gelişmesi ve eğitimi ile uğraşmıyorsunuz diyerek o zamanın eğitim tarzını eleştirmiş ve beden faaliyetlerini bir sistem haline getirerek temel esaslar olarak kitabında ortaya koymuştur. Kitabında beden eğitiminin ruh ve vücut üzerindeki faydaları millî ve estetik yönden etkilerini belirterek beden eğitiminin amacını açıklamaktadır.

Guts Muths'a  göre beden eğitimi; vücut üzerinde doğrudan doğruya ruha dayalı olarak etki yapar demiştir. 1796 da yayınladığı ikinci kitabında Beden ve fikrin dinlenmesi için oyunlar ismini taşır ve bu kitabında oyunların ahlaki sosyal ve eğitici değerlerine değinerek oyunlar basit fakat önemli faaliyetlerdir bunlar sadece çocuklar için değil milletler içinde eğitim ve hastasıdır der. İsviçreli ünlü eğitimci Pestalozzi de fikir eğitim ve öğretimde uyguladığı en basit bilgilerden faydalanarak daha birleşik konulara gitme (kolaydan zora) şeklinde özetlenen basamaklama metodunu beden eğitiminde uygulamıştır.

Alman cimnastiğinin babası sayılan Friderich Ludwig Jahn, beden eğitim faaliyetlerini gençlerin vücutlarını ülke düşmanlarına karşı mücadele için güçlü ve dayanıklı hale getirme vasıtası olarak ele aldı. 1811 ilk açık hava cimnastik sahasını açtı ve beden eğitiminin özel nitelikteki okulların dar çerçevesinden çıkartarık açık sahalarda ve kitleler halinde yapılmasını sağladı. Jahn'a göre beden eğitimi öğretmenin pedagojik olarak yetişmese lüzum yoktur. Ona göre, içinde milliyetçilik ve çocuk sevgisi olan her vatandaş, hangi meslekten olursa olsun beden eğitimi öğretmenliği yapabilir. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim bugün cimnastikte kullanılan ve yarışma dalı olan barfiks ve paralel aletlerinin de bulan kişidir.

Günümüzde ise beden eğitimine duyulan ihtiyaç ve değerine inanış her zamankinden her devirden fazladır. Bugünün insanı, türlü olumsuzlukları karşısında vücut normal ve çok sağlam olmaya muhtaçtır. Çalışma ve yaşama arzusu kuvvetli, kendine ve çevresine karşı vazifesini bilen, hür fikirli iradeli ve disiplinli kimseler toplumların aradığı ve özlediği fertlerdir. Böyle fertler yetiştirilmesi için beden eğitiminin, sağlık, genel eğitim, toplum, askerlik vs bakımdan önemi artık yeteri kadar tartışılmamaktadır. Başlangıçtan beri anlam ve önemi üzerinde durduğumuz beden eğitimi faaliyetleri her türlü oyunlardan, dans ve rontlardan, spor yarışmalarından halkın dinlenmek veya maharet kazanmak için yaptığı başka faaliyetlerden meydana gelir. Bazılarının sandığı gibi beden eğitimi sadece spor faaliyetlerinin karşılığı değildir. Kısaca özetlemek gerekirse insanlığın bedende ruh ve fikirde gelişmesini organizmanın bütününü zedelemeden sağlayan ve ferdi kendisine ve bulunduğu topluma yararlı bir insan olarak yetiştiren neden faaliyetlerine beden eğitimi denir.

Spor mu egzersiz mi, bu ayrım hakkında bilgi sahibi olmak için Spor mu, egzersiz mi? makalemizi okuyabilirsiniz.

Anıtkabir'in Hakkında Bilmediklerimiz

By Ayrıntı Blog → 29 Kasım 2014 Cumartesi
anıtkabir
Bu günkü yazımda Anıtkabir nerededir, Anıtkabir'i kim tasarlamıştır gibi konular hakkında bilgi vermek istiyorum. Anıtkabir'i 2011 yılında gezdiğimde oldukça etkilenmiştim gerçekten çok güzel tasarlanmış bir yapı. Bu yapı hakkında daha detaylı bilgiler vererek benim gibi bu konuda fazla bilgiye sahip olmayanları aydınlatmaya çalışacağım. Eğer ziyaret ederseniz ve aslanlı yolda yürürseniz dikkat edin ayaklarınızı burkmayın. Bu yoldaki döşeli taşlar arasında boşluklar bulunmakta ve sizi yere bakmaya zorluyor. Bu tasarım bilerek yapılmış ve böylesine büyük bir liderin huzuruna giderken başınızın öne eğik olmasını sağlıyor. Anıtkabir hakkında bilmediğiniz detaylar için yazımın devamını okuyunuz.

anıtkabir

Anıtkabir
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu için yapılan anıt mezarın adıdır. Ankarada Rasattepe denilen bugünkü adıyla Anıttepe'dir. Burası Ankara ya hakim bir tepedir. İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 de saat 09:05 de vefat eden Atatürk'ün cenazesi 20 kasım 1938 de Ankara'ya götürüldü ve Ankara etnoğrafya müzesinde muhafaza edildi. Daha sonra Atatürk yakışır bir anıt mezarın yapımı için uluslar arası bir yarışma açıldı 1941 yılında açılan bu yarışmada Türk mimarlardan Emin Onat ile Orhan Arda'nın birlikte hazırladıkları proje birincilik ödülünü aldı. Projenin temeli 9 ekim 1944 te törenle atıldı. 20 milyon liraya çıkan eserin yapımı 9 yıl sürdü. 10 Kasım 1953 te Atatürk'ün naaşı büyük bir törenle buraya gömüldü.

Anıtkabir yol, alan ve şeref salonu gibi üç kısımdan oluşur. Geleneksel sanatlarımızın örnekleri ile donatılmış olan Anıtkabir ünlü heykel sanatçılarının eserleri ile zenginleştirilmiştir. Eserin birçok yerinde bulunan rölyef (kabartma) ve heykeller tanınan sanatçılarımız Hüseyin ÖZKAN, Nusret SUMAN, Zühtü MÜRİTOĞLU, Hadi BARA ve İlhan KOMAN tarafından yapılmıştır. Şeref sonunda bulunan ve tek parça mermerden yapılan lahdin ağırlığı 42 tondur. Salonun tavanı altın mozaiklerle ve Türk kilim sanatının desenleri ile süslenmiştir. Lahid  salonun zeminden biraz yüksekte kalan platformun üzerinde oturur. Lahdin arkasındaki  pencereden Ankara'nın kalesi görülür. Burada Atatürkün ölümsüz sözlerinden "Ne mutlu Türküm diyene" ve "Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." cümleleri altın yaldızlarla yazılmıştır. Anıtkabir'in çevresinde İstiklal, Hürriyet, Cumhuriyet. Müdafaa i Hukuk, Zafer, İnkilap, Sulh, 23 Nisan Mehmetçik ve Misak-ı Milli adlarını alan 13 kule vardır.

Ayak Oltası

By Ayrıntı Blog → 27 Ekim 2014 Pazartesi
ayak çivisiAyak Oltası bu sözle ilk karşılaşmam Meydan Larusse Ansiklopedisinde olmuştu.  O yıllarda bilgiye ulaşmak bu kadar kolay değildi. Bırakın interneti evlerde bilgisayar bile yoktu. Bir şey araştırmak, bir bilgiye ulaşmak için kütüphanelere giderdik veya ansiklopedileri kullanırdık. Ayak oltalarını 2004 yılında Çanakkale gezim sırasında yakından gördüğüm de hem şaşırdım hemde hüzünlendim.
Google da bu konuda yaptığım araştırmalarda her hangi bir bilgiye rastlayamadım. Bu bilgiye en yakın sonuç ayak çivisi ve boğa dikeni oldu. Ben de bu konuda yazmaya karar verdim.

Ayak Oltası Yapım ve Kısa Tarihçe

Dört sivri ucu bulunan ayak oltası genellikle demir döküm veya iki çivinin birleştirilmesiyle oluşmaktaydı. Nasıl atılırsa atılsın bir ucu yukarı gelmektedir. Ayak oltası denilmesinin bir sebebi de günümüzdeki balık avlamakta kullanılan olta kancaları gibi girdiği yerden zor çıkmasına sebep olan kancalarıydı. Bu çivilerin kullanımı esasında Roma dönemine kadar dayanmaktadır. O dönemlerde Romalı asiller evlerin çevresine bu çivileri döşeyerek vahşi hayvanlardan korunuyorlardı. Eski savaşlardaki  kullanım amacı ise piyade, atlı ve filleri yavaşlatmaktı. Modern çağda en yakın kullanımı ise Amerika Birleşik Devletleri tarafından Vietnam Savaşında olmuştur. Çanakkale Savaşındakinden daha güçlü bir zehir kullanan Amerikalılar Vietnam askerlerini direk olarak öldürmüşlerdir.

Çanakkale Savaşlarında Ayak Oltası

 İngiliz uçaklarından Çanakkale Savaşlarında Türk cephelerine atılan bu çiviler dedelerimizi şehit etmiş bir çoğunu da sakat bırakmıştı. Normalde dönemin gelişmiş silahları Çanakkale savaşlarında fazlasıyla kullanılmıştı. Öyleki metre kareye 6000 civarında mermi düşmesi ve havada çarpışan mermiler savaşın şiddetini fazlasıyla anlatmaya yeter diye düşünüyorum.

ayak oltasıİngilizlerin bu ilkel denilebilecek silahı kullanmasının bir sebebi vardı. Savaş sırasında Türk askerinin ayakkabısız ve çarıklı olduğunu gören İngilizler bu hain uygulama ile avantaj sağlamayı düşünmüşlerdi. Üstelik çivilerin uçlarda zehirliydi. Bu çivilere basan Türk askerleri kısa sürede müdahale edilmezse ölüyordu. En iyi müdahale ise zehirli bacağı testere ile kesmek ve kesilen bacağı kızgın ateşle dağlamaktı. Türk'ün gücünü ve cesaretini anlayamayan İngilizler yaralı halleriyle savaşa geri döneceklerini hesaplayamadı. Bir çok askerimiz kesilen bacağı ile savaşa en kısa sürede geri döndü. Yapılan insanlık dışı uygulama İngilizlere insan haklarına aykırı olarak bildirildiğinde, İngilizlerden hakarete varır cevaplar verilmiştir. Hatta " Evet aykırıdır ama Türkler insan mı?" şeklindeki cevap vermişlerdir.

ayak çivisi

Ayak Oltası Tasarım

İnsanoğlu tarih boyunca doğayla iç içe olmuş ve doğadaki mucizevi yaradılışı taklit ederek yeni teknolojik buluşlara imza atmıştır. Örnek verecek olursak dünyanın en ünlü ve en gelişmiş robotu Asimo yürüme vb hareketleri, insanları taklit ederek yapmaktadır. Teknolojik kavramlara yakın olmayan biri bile Asimonun yürüyüş formunun yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğa benzediğini fark edecektir. Ayak oltası da bana göre yine doğadan esinlenerek yapılmış bir tasarımdır. Bu söylemi gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Anadolu da çoban çökerten, deve dikeni veya deve çökerten olarak bilinen dikenin bu tasarıma ilham olduğunu düşünüyorum. Çoban çökerten bir diken tohumu olarak varlığını devam ettirebilmek adına insan ve hayvanlara batarak tohumlarının başka yerlere gitmesini sağlayabilmektedir. İşte bu noktada tasarım ve kullanım olarak  ayak oltası onun işlevini üstlenmiştir.


Blogumuz Yeni Yüzüyle Sizlerle

By Ayrıntı Blog → 18 Ekim 2014 Cumartesi

Yaklaşık 3 ay öncesine kurduğumuz blogumuz her geçen gün sizin desteklerinizle daha iyi bir duruma geliyor. Bilinmeyen bilgiye ulaşmak ve söylenmeyeni söylemeye çalışan blogumuz yeni yüzüyle sizlerin beğenisine sunuldu. Ayrıntı Blogun yeni yüzü ile ilgili sizleri kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Eski blog tasarımımızda logomuz bulunmuyordu. Ayrıntı Blog’a yeni bir logo tasarım çalışması yapıldı ve sol üst köşeye yerleştirildi. Logomuzun yan tarafına menüler oluşturulmuştur. Bloglarda genel özellik olarak logoya tıklanırsa anasayfaya yönlendirme yapılır. Bu yönlendirmeyi bilmeyen ziyaretçilerimiz için “Anasayfa” sekmesi oluşturulmuştur (buton kelimesini kullanmıyorum).  Anasayfa sekmesinin hemen yanında naçizane “Hakkımda” sekmesi bulunmaktadır. Benim hakkımda bilgiye ulaşabileceğiniz, beni daha yakından tanıma fırsatı bulacağınız bir sekmedir (Hakkımda yazımı kısa süre içerisinde paylaşacağım - paylaştım-). Hakkımda sekmesi yanında ise blog kayıtlarının tamamına liste şeklinde ulaşabileceğiniz bir “Arşiv” sekmesi eklendi. Arşiv sekmesinden sonra ise eski blog tasarımında bulunmayan “İletişim” sekmesi eklendi ve  blog kullanıcılarının benimle iletişime geçmek istedikleri konularda yazabilecekleri iletişim kısmı oluşturuldu. İletişim sekmesinden yazan okurlarımıza en kısı sürede dönüş yapılmaya çalışılacaktır.Sekmeler kısmının sonunda ise yine bana ait olan ve öğretmenlerin dosya ve dokümanlarını paylaşabilecekleri “Paylaşan Hoca” forum sitemizin link sekmesi eklendi. Site içinde aradıklarınızı kolayca bulmanızı sağlayacak arama bölümü eklendi. Tek yapmanız gereken arama kısmına kelimenizi yazmak ve entera basmak olacak.

Blog içerik kısmına değinecek olursak blogumuz çok sade ve anlaşılır bir yapıya kavuşturuldu. İki sütunlu tasarım sayesinde göz yorgunluğu ve karmaşanın önüne geçilmiş oldu. Birinci ana alanda blog yazıları yukardan aşağı gelmektedir. Özel Makaleler kısmı oluşturulmuş ve her sayfada son yazılan özel makale en yukarıda kalmaktadır. (Bu alan kullanıcılar için vitrin niteliğindedir) Özel alan ile beraber birinci sayfamızda topla 8 adet makale bulunmaktadır. Kolayca eski makalelere göz atabileceğiniz butonlar sayfa altlarına eklenmiştir. Ayrıca her konuya yorum yapabileceğiniz isterseniz yapılmış yorumlara cevap verebileceğiniz yorum kısmı yeniden düzenledi ve daha kullanışlı hale getirildi.


İkinci sütün alanında ise bloğumuzu daha yakından takip etmenizi sağlayacak facebook, twitter, Google+  ve Rss takip butonları yerleştirilmiştir. Blogumuzda sosyal medyayı kullanmayan kullanıcılarımızı da unutmadık ve mail ile yeni yazılardan haberdar olmanız için mail ile takip kısmını entegre ettik. Yine ikinci alanda özel makalelerin ve son makalelerin son 4 yayımını görebileceğiniz bir alan ekledik. Etiket bölümü ile kullanıcılarımızın o alanda yazılmış tüm yazıları görme imkanını veren etiket bulutu özelliğini aktif hale getirdik. Sözü fazla uzatmadan sizi blogumuz ve bilgilerle baş başa bırakıyorum. 

Unutmayalım "Hayat Ayrıntılarda Gizlidir."

Ürgüp Temenni Tepesi ve Kılıçarslan Gazi Türbesi

By Ayrıntı Blog → 9 Ekim 2014 Perşembe
Tarihsel süreçte prensler, emirler, valiler ve sultanlar güvenli bir merkez olan kapadokyada sığınırlardı. Tüneller ve yer altı şehirlerinde güvenliklerini sağlarlardı. Bu yerlerden bir tanesi de Ürgüp’tür.

Anadolu Selçukluları Devleti Döneminde, sultanların kardeş kavgaları ve Moğol İstilasında, Selçuklu Sultanları IV. Rüknettin Kılıçarslan (sultanlığı 1246-1266) ve III. Alaattin Keykubat da (sultanlığı 1297-1304) Ürgüp’e sığınmışlar, ancak yakalanarak öldürülmüşlerdi.
Anadolu’da Moğol taraftarı Selçuklu Veziri M. Pervane askerlerince Aksaray’da Kılıçarslan’ın şarabına katılan zehir etkili olmayınca Ürgüp’e kaçmış fakat Araslan (Er Arslan) mevkisin deki kayalıklarda yakalanmıştır. Türk geleneklerine göre sultanların kanı akıtılamayacağı için yay kirişi ile boğularak öldürülmüş ve defnedilmek üzere naaşı Konya’ya götürülerek sultanın gömüldüğü Kümbethane’de gömülmüştür.

Ürgüp halkı, Moğollara karşı bağımsız Selçuklu devleti için şehit olan Aslan Gazi’yi 586 yıl geçmesine rağmen unutmamış ve bu hatırayı yaşatmak için Kayseri Valisi Vecihi Paşa tarafından 1852 yılında bu türbenin yaptırılmasını sağlamışlardır.
Türbenin bulunduğu tepeye adını ver “Temenni” sözü Sümerce metinlerde geçer ve “kutsal alan – kurban kesme alanı – dua yeri” anlamına gelmektedir. Bu bilgiler ışığında tepenin çok eski dönemlerden beri önemli bir yer olduğu anlaşılmaktadır.
Kuzeyindeki kaya kütlesi de eski kaynaklarda “Bereku - Bergut” isimleriyle anılan Ürgüp’ün asıl kalesidir. Osmanlı bu tekkeyi “Kılıçarslan Hangahı” olarak kabul edip, türbedar atamış,  sürekli olarak İstanbul’dan ödenek göndermiştir.
Türbenin asıl mermer kitabesi, çivit mavisi zemin üzerine iki sütun olarak yazılı olup, Ürgüp Müzesindedir ve mezarın hece taşında da diğer bir yazıt vardır.

Temenni tepesi ve Kılıçarslan Gazi Türbesini ziyarete gittiğinizde Ürgüp’e hakim bir tepeden Ürgüp manzarasıyla baş başasınız.

Ürgüp Temenni tepesindeki türbe içerisinde Aslan Gazi Türbesi ve Dergahı’na konulmak üzere Vakıflar Hazinesindeki sakal-ı şerif ve Mushaf gönderilmesi hususunda, Padişah Abdülmecid’in emri de yer almaktadır.


Sadeleştirilmiş Emri ve görselini aşağıda paylaşıyorum.
(Sadrazamdan Padişah’a)
Ürgüp kasabasında bulunan Arslan Gazi Türbesi ve Dergahı’na konulmak üzere Vakıflar Bakanlığı Hazinesinden bir adet sakal-ı şerif ve dört adet Mushaf talep edilmiştir. Vakıflar Bakanlığı Hazinesinde bulunan sakı-ı şerif ve Mushafların değişik yerlere gönderilmesi elbette Padişahımızın hayırlı bir adetidir. Ancak Vakıflar Bakanının verdiği bilgiye göre adı geçen türbe ve dergah hakkında herhangi bir vakıf kaydı bulunmamaktadır. Bu nedenle öncelikle bu türbe ve dergahın durumun araştırılması ve gelecek cevaba göre davranılmasın yada sakal-ı şerif ve Mushafların hemen gönderilmesi seçeneklerinden birisini uygulanması gerekmektedir. Bu konuda vereceğiniz emirler beklenmektedir.
24 Ocak 1855
(imza) Sadrazam Mustafa Reşid Paşa


(Padişahın Başkatibinden Sadrazam’a)
Gönendiğiniz yazı ve diğer belgeler Padişahımız tarafından incelenmiştir. Kendileri sakal-ı şerifin ve Mushafların Vakıflar Bakanlığı Hazinesi tarafından adı geçen dergaha hemen gönderilmesini uygun bulmuşlardır. Gereğini yapınız.





Cihadiye Yüzüğü

By Ayrıntı Blog → 6 Ekim 2014 Pazartesi
Yüzükler, tarihin hangi döneminde ortaya çıktığı tam olarak belli olmayan kadın ve erkeklerin ortak takısı... Altın, gümüş gibi değerli madenlerden veya demirden yapılan bir halka. Bazen günlük süs eşyası, bazen bir hatırlatma aracı, bazen bir çiftin evlik simgesi bazen de bir film...  Aslında hepsinin bir hikayesi var işte bizim yüzüğümüzün hikayesi de Çanakkale Savaşı ile başlıyor.
                       
1914-1915 yıllarında Çanakkale Boğazını korumak ve düşman geçişlerini engellemek için vermiş olduğumuz eşi benzeri olmayan dünya tarihine Türklüğün inancını, cesaretini ve kuvvetini bir daha altın harflerle yazılmasına neden olan savaşı bilmeyenimiz yoktur.
                       
bir yüzük hikayesi            Bu savaşın içinde olan ama günümüzde küllenmiş veya unutulmaya yüz tutmuş enteresan hikayeler vardır. Bunlardan sadece bir tanesi de:  “Cihadiye Yüzüğü”

Çanakkale savaşı başladıktan sonra düşmanların aşırı yoğunluğu ve silah üstünlüğü karşısında savunma yapmaya çalışan Mehmetçiklerimiz bu yoğun saldırı karşısında on binlerce şehit ve fazlası ile de yaralı vermekte idiler. Yaralı askerlerimizin sayısının çokluğu sebebiyle kendileri İstanbul'a kadar getirilmiş ve hastanelere yatırılmışlar. Yaralı askerlerimizin sayıca fazla olması hem hastanelerde yer kalmamasına hem de işgalden dolayı bakım malzemesi (pamuk-sargı bezi gibi) ve hastabakıcı eksikliği çekiliyordu. Olay günün padişahına iletilmiş ve Sultan V. Mehmet Reşat bir ferman yayınlamış ve İstanbul sokaklarında tellallar vasıtasıyla halktan yardımcı olabilecek bayanlara ihtiyaç olduğunu, gelebilecek kişilerin yanlarına evlerinde bulunan kullanılabilecek bez-pamuk gibi malzemeleri de almalarını istemişlerdi.

Bu çağrıya cevap olarak İstanbul halkından bayanlar yoğun olarak hastanelere gelmişlerdi. Gelen her bayan kayıt edilmişti. Herkes elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordu. Bu hareket savaş sonuna kadar aralıksız olarak sürdü.
             Osmanlı’nın müttefikleri yenilgiyi kabul edince tüm güçlerine rağmen Çanakkale' yi geçemeyen düşman elini kolunu sallayarak İstanbul'a gelmiş ve Osmanlı işgal edilmişti.
            Savaş sonrası çalışan herkes evlerine çekilmiş ve hayat normale dönmüştü. Bu arada Osmanlı hükümetinin aklına savaşta yardımcı olarak çalışan bayanlara bir ödül verilmesi gündeme gelmiş ve bayanların temsilcilerinin başvuru yapması istenmişti. Gelen temsilcilere para teklif edilmişti. Gelen temsilciler ise bu işi vatan için yaptıklarını yardım ettikleri askerleri baba-oğul-kardeş ve eş olarak kabul ettiklerini ve bunun karşılığında hiçbir şekilde para ve benzeri ödülü kabul etmeyeceklerini beyan etmişlerdi.
sıvı silikon içindeki cihadiye yüzüğü            Osmanlı geleneğinde devlete yardımcı olan kişilere verilen şekilde bir nişanın verilmesini hazinenin bomboş olması engellemişti. Bunun üzerine depolarda çürümeye terk edilmiş eski İngiliz tüfeklerinin namlularından yüzük yapılması ve bu yüzüklerin üstüne 1332-1333  Cihadiye  yazılarak gelen bayanlara bir nişane olarak verilmesi fikri ortaya atıldı. Bu fikir beğenilerek hayata geçirildi ve yardımcı olan tüm bayanlara o günün bir anısı olarak bu çelik yüzükler dağıtıldı.



           
Yüzüğü gözü gibi koruyan Kolleksiyoner Nedim ÇOLAK konuyla alakalı şunları söylüyor.

                        Yaklaşık 25 sene evvel ufak bir müzayede de satışa koyulan iki adet yüzükle (ki bir tanesi çürümüş durumdaydı) karşılaştım ve bunları incelediğimde üstlerinde 1332-1333 Cihadiye yazdığını görmüştüm. Yazılar Osmanlıca idi ve yüzüklerin üstünde ay yıldız olması bu parçaların Osmanlıdan kalma olduğunu gösteriyordu.

                        Benden başka ilgilenen olmadığı için bu iki çelik veya demir diyebileceğim yüzükleri aldım. Daha sonraki günlerde ne ile ilgili olduğunu bilmediğim bu yüzükler hakkında araştırma yapmaya başladım. İstanbul'daki Osmanlı arşivlerinde araştırma yaparken birazda rastlantı sonucu yüzüklerle ilgili belgelere ulaşabildiğim zaman beklide koleksiyonculuk hayatımın en şanslı zamanında olduğumu anladım.


            Bu yüzükler çok hassas parçalardı. Çünkü  çelik namluların kesilmesi esnasında kullanılan malzeme ve su nedeniyle bu yüzükler çok dayanıklı olmamış ve çok kısa zamanda paslanıp çürümüşlerdir. Böylece bu onurlu yüzükler kaybolmaya başladığından olayda küllenip unutulmuş oldu. Bugün yüzüğü ilk haliyle saklayabilmek için saf silikon içinde korumaya çalışıyorum. Elimde bulunan yüzükten kalıp çıkartarak gerçekleri ile karıştırılmaması için bronzdan kopyalarını yaptırdım. Bir müddet çeşitli etkinliklerde dağıtımını yaptım. Bu arada hikayesini de anlatarak tarihimizin bu minik gizemli sayfasını bir parça aydınlatmak bana tarifsiz bir zevk ve gurur verdi.

Evet yine tarihimizin bir parçasını aydınlatmaya çalıştık. Son söz olarak bir iki dizede benden olsun.

Kimi Yüzükler vardır
Filmlere konu olmuş, yanardağlar içine atılmış, kül olmuş
Kimi Yüzükler vardır
Tarihin içinden çıkmış, küllerinden doğmuş.



Hasan Paşa Kitabesi

By Ayrıntı Blog → 30 Eylül 2014 Salı
Karabük, yaklaşık 4 yıl önce 1 yıl süre ile görev yaptığım şehir. Kardemir Demir Çelik Fabrikasıyla küçük ve şirin bir şehir. Bu yaz arkadaşımın düğünü için tekrar gittiğimde Safranboluyu bir kez daha gezme fırsatı buldum. Bazen çokça gezdiğimiz yerlerde bir çok şeyi görmeyiz. Safranbolu gezim sırasında bu olay benim başıma da geldi. Hasan Paşa türbesine defalarca gitmeme rağmen yazıt dikkatimi çekmemişti bende  Hasan Paşa Türbesinin kitabesini fotoğrafladım ve burada paylaşıma sunuyorum.



Hasan Paşa Kitabesinde şunlar yazmaktadır.

Küllümen Aleyha Fan ve Yebca
Vechü Oabbike Zül Celali Vel İkram.

Anlamı ise Şudur:
Her şey fanidir. Anak celal ve irkam sahibi olan Allah Baki ve Mübarektir.

1- Hasbelkader bu beldede mazulen ikamete memir iken
2- Hulul-i ecel-i mevcudu ile veda-i alem-i fani eden kalkandilli
3- Meşhur Koca Ragıp Paşa merhumun oğlu esbak
4- Köstendil sancağı kaymakamı merhum ve mağfur Hasan Paşa'nın ruhuçün el fatiha (1261)

Bilinenler ve bu kitabeden anlaşıldığı üzere Hasan Paşa Rumeli'de Köstendil Sancağı kaymakamı iken geçirdiği bir koğuşturma sonunda (hicri 1249-1343) görevinden alınarak Safranbolu'ya sürgün edilmiş ve burada vefat etmiştir. Kendisine de bu türbe yaptırılmıştır.

Bu kitabeyi internet ortamına taşımak istedim. Kıyıda köşede kalmış mezarlar ve yazıtlarını kısacası tarihimizin parçalarını paylaşmaya devam edeceğim.

Derinkuyu Fasulyesi

By Ayrıntı Blog → 17 Eylül 2014 Çarşamba
Daha önceki yazılarımdan bir tanesinde kuru üzümün soframıza nasıl geldiği hakkında bilgi vermiştim bu yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz .Üzüm Sergisi

Bu yazımda sizler için Derinkuyu ve Fasulye yetiştiriciliği hakkında bilgiler vermek istiyorum. Derinkuyu, Nevşehir merkeze 30 km uzaklıktaki bir ilçedir. Derinkuyu ismini yerli ve yabancı turistlerin birçoğu bilmektedir. Bölgede bulunan yer altı şehri dünya çapında üne sahiptir. Derinkuyu’nun az bilinen özelliklerinden bir tanesi ise verimli volkanik arazileri yani ovalarıdır.

Bölgede tarım faaliyetleri, sulama olanaklarına bağlı olarak gelişmektedir. Genel yapı itibarı ile su artezyen kuyularından sağlanmaktadır (dalgıç pompa yöntemi ile). Bölgede yetiştirilen başlıca ürünler Patates, Kabak, Buğday, Arpa, Çavdar, Yulaf, Pancardır. Bölge toprağının yapısına en uygun bitkiler yumrulu bitkilerdir. Kumsal toprak yumrunun büyümesine olanak tanıdığı için genellikle Derinkuyu ve havalesinde patates yetiştiriciliği çok yaygındır. Türkiye de ki üretimin büyük kısmı bu bölgeden karşılanmaktadır. 2000’li yıllarda aşırı gübreleme ve bilinçsiz tarım yöntemleri sebebi ile (sürekli aynı ürünün aynı tarlaya ekimi vb.) bölgedeki birçok tarlada patates siğili hastalığı meydana gelmiştir (halk arasında patates kanseri de denilmektedir). Devlet politikası olarak patates siğiline rastlanan tarlaların büyük çoğunluğunda patates ekimi yasaklaması sonucu çiftçiler alternatif ürün arayışına girmiştir(2005 yılında gelen yasaklar daha sonra 3 yıl arayla ekim yapılmak şartıyla kaldırıldı). Birkaç girişimci ve gözü kara çiftçi bölgede yetişen ürünler dışında ürün yetiştirme düşüncesiyle denemeler yapmış ve fasulyeden olumlu sonuçlar almıştır. Fasulye ekimine Derinkuyu’da Mayıs ayı içerisinde başlanır. Ürün oluşumunu 90 günde tamamlamaktadır. 90 günün sonunda fasulyenin yaprakları kurur ve sarı renge döner. Bu aşamadan sonra insan gücüyle veya makinalarla toplanır. 10 günlük süre ile tamamen kurumaya bırakılır. Ağustos ayı içerisinde makinalarla taneleri ve yaprakları birbirinden ayrılır ve satışa hazır hale gelir.
Bölge çiftçisinin kaynaşması ve Derinkuyu fasulyesinin ülkemizde tanınır haline gelmesini sağlamak  için Derinkuyu Fasulye Festivali düzenlenmektedir. Festivallerde sema gösterileri ve TRT sanatçıları konserleri ve öğle yemeğinde fasulye ikramı yapılmaktadır.
.
2014 yılı verilerine göre ekim alanı 40.000 dekara ulaşan fasulyeden, 1.500.000 ton (birbuçuk milyon) toplam ürün beklenmektedir.  Yıllara göre dalgalanmalar yaşansa da fasulye fiyatları genel itibarı ile üreticiyi tatmin etmektedir.  Yazımın başında da bahsettiğim gibi Yeraltı Şehri ve patatesiyle meşhur Derinkuyu fasulyesinin kalitesi ile de adından çokça söz ettireceğe benziyor.


Spor mu? Egzersiz mi?

By Ayrıntı Blog → 19 Temmuz 2014 Cumartesi

Spor Nedir?

Spor çok yönlü bir kavram olasından dolayı, sporun tanımı konusunda birçok yazar farklı tanım ve görüş ortaya koymuştur. Bu görüşlerdeki farklılığın nedeni sporun kapsamı, hedefleri, branşları, içeriği ve yapılış biçiminin farklı değerlendirilmesindendir.  Bu değerlendirmelerden bazılarına kısaca bakalım.
-Spor: Belirli ölçüde beceri ve fiziksel güç gerektiren, yarışmalı ve eğlenceli etkinliklerdir. (Ana Britanica)
-Spor: Bedeni veya zihni geliştirmek amaçlı belli bir disipline ve kurallara uyarak yöntemli çalışmalara dayanan eğlenme, güç harcama, mücadele yollu yapılan bedeni uğraşılardır. (Türkçe Sözlük)
-Spor: Fiziksel kondisyonumuzu iyileştirmeyi amaç edinen, oyun, yarışma ve mücadele anlayışıyla yapılan fiziksel etkinlik. Bireysel ya da kolektif oyular biçiminde gerçekleştirilen ve genellikle yarışmaya yol açan kesin kurallara göre uygulanan ve ani bir yarar beklemeden yapılan beden hareketlerin tümü. (Büyük Larousse)
-Spor: İç ve dış faktörlerle motive edilmiş bireylerin nispeten karmaşık fiziksel becerilerinin kullanımını veya fiziksel çabayı gerektiren kurumsallaştırılmış rekabete dayalı aktiviteleridir. (Coakley)
-Spor tek başına veya toplu olarak yapılan, kendine kendine özgü kuralların olan genelde yarışmaya dayanan bedensel ve zihinsel yeteneklerin gelişimini sağlayan, eğitici, öğretici ve eğlenmeyi sağlayan uğraşlar bütünüdür diye tanımlanabilir.
                Görüldüğü gibi spor nedir, sorusunun cevabı tek bir tanımla sınırlamak pekte mümkün değil.  Çünkü spor kavramına günümüzde çok fazla anlam yüklenmektedir. Yukarda vermiş olduğumuz tanımlar dışında spora farklı açılardan yaklaşmakta mümkündür.
                Spor yani İngilizcesiyle SPORT. Bu kavramı kendi baş harfleri ile açıklamaya çalışalım.
Sosyoloji
Para / Psikoloji
Organizasyon
Rekabet / Reklam
Teknik / Taktik / Teknoloji

Sporun Sosyolojik:
Spor sosyolojik bir olgudur her ne kadar bireysel yönleri de olsa sosyal bir yönü vardır. Sosyoloji toplum bilimi olarak toplumun yapısını inceler ve bu bağlamda sporda inceleme alanlarından biridir. Örnek verecek olursa Brezilya’da ki Dünya Kupası Maçlarına yüzbinlerce insan gidiyor. Buda sosyolojinin inceleme alanına girmektedir.
Sporun Parasal (Ekonomik) ve Psikolojik Yönü:
Spor faaliyetlerini ekonomik bir yöne sahiptir. Spor parasal karşılığı olan bir iştir. Basında sıkça görürüz, ünlü sporcuların ne kadar çok paralara transfer oluklarını hepimiz biliriz. Ayrıca büyük organizasyonlardan tutun kendiniz sağlık amaçlı koşacak dahi olsanız bir maddiyat karşılığında spor malzemeleri alırsınız. Dünyanın önde gelen firmaları sporculara ciddi meblağlar ile sponsor olurlar ve reklamlarını yaparlar. Görüldüğü gibi sporun ekonomik bir yönü vardır.
İnsanlar sporu gerek yaparken gerekse izlerken psikolojik olarak kendilerinden beklenmeyen davranışları sergileyebilmektedirler. Örnek verecek olursak çok sessiz ve sakin birinin maçlara seyirci veya sporcu olarak gittiğinde tanınmayacak davranışlar sergilemesi sporun psikolojik yönüne örnek olarak gösterilebilir. Spordaki holigan davranışlarının nedenleri gibi konular psikolojinin alana girmektedir. Ayrıca spordaki stres faktörü başlı başına psikolojik bir etkendir. Sporun psikolojik yönü kısaca bu şekilde özetlenebilir.

Sporun Organizasyon Yönü:
 Spor faaliyetleri belirli bir planlanmış, örgütlü bir yapıya sahiptir. Örnekleyecek olursak, yapılacak bir müsabakanın nerede, ne zaman, kimler arasında olacağı, kuralları, hakemleri vs. önceden organize şeklide belirlenmektedir. Spor hiyerarşili bir yapıya sahiptir. Hiyerarşisi organize olmasını gerekli kılmaktadır.
Sporun Rekabet Yönü:
 Sporun doğasında rekabet vardır. Rekabet olmadan spor neredeyse düşünülemez. Tüm spor dallarında rekabet dayalı olarak yapılmaktadır. Yegane amaç rakibe üstün gelmektir. Bizler bireysel olarak spor yaptığımızda kendimizle veya doğayla mücadele halinde oluruz ve kendimizi geliştirmeye daha ileriye gitmeye çalışırız.
Sporun Teknik ve Taktiksel Yönü:
 Mücadele esasına dayalı bir yapıda üstün gelebilmek için bazı stratejiler geliştirmek zorunluğu doğmuştur. Bu stratejileri belirli teknik ve taktikler uygulayarak yaparız. İster bireysel isterse takım sporları olsun profesyonel düzeydeki sporcuların veya takımların teknik direktörünün (çalıştırıcı)olması bu yüzdendir. Antrenörler belirli bir stratejiye göre planlı bir şekilde bireyi veya takımı müsabakaya hazırlarlar. Sporcular bu teknik ve taktikleri uygulayarak galibiyet almaya çalışırlar.
Sporun Teknolojik Yönü:
                Spor bilimsel ve teknolojik gelişimlerden etkilenmektedir. Örnekleyecek olursak kayak sporcusu neden tahtadan yapılmış kayak takımlarıyla kaymaz? İşte teknolojik olarak performansı artıracak ürünlerin ortaya çıkmasını sağlayacak şey teknolojidir. Başka bir örnek, doping maddeleri her ne kadar zararlı ve yasak olsa da sporcular tarafından kullanılmaktadır. Yasal olmayan doping, teknoloji sayesinde daha kolay tespit edilebilmektedir. Ayrıca işin diğer cephesinden bakacak olursak, doping testlerine yakalanmayacak maddelerin geliştirilme çalışmalarının da yapıldığı bilinmektedir. Teknolojik olarak savaş devam etmektedir. Sporun teknoloji ile iç içe olmasını bu şekilde özetleye biliriz.
               
Görüldüğü gibi spor nedir, sorusunun cevabı çokta kolay değildir. Özellikle günlük hayatımızda spor yap sağlık bul gibi kelimeler sıkça kullanılmaktadır. Bu noktada spor egzersiz kavramıyla karıştırılmıştır. Egzersizi kısaca belirli bir düzene göre veya gelişi güzel yapılan (herhangi bir plana tabi olmayan) vücut hareketleri olarak değerlendirebiliriz. Egzersizde bireyin maddi bir kazanç beklentisi yoktur. Ya da egzersiz yapan bir bireyi yüzlerce kişi izlemeye gelmez. Egzersiz yapan bir kişi istediği yerde zamanda ve koşullarda egzersizini yapabilir organizasyona gerek duymaya bilir büroda masa başında dahi yapabilir. Spor ve egzersiz kavramlarının ayrı değerlendirilmesi gerekmekteyken, günlük konuşmalarımızda egzersiz kavramı yerini tamamen spora kelimesine bırakmıştır.
Özetleyecek olursak yukarıda da bahsettiğimiz üzere spor günlük konuşma dilimizde çeşitli anlamlar yüklenmesi ve birçok kavramı karşılayacak bir yapıya sahip olması sporun sabit bir tanımının yapılmasını güçleştirmiştir.